Kayıtlar

2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Çay Soğumadan Önce - Kafe Maya 6

Resim
Burası kalıplara uymayan bir yer olduğu için ilgimi çekiyor. Burası müşterilerin üstüne fazla düşülmeyen bir yer. Bu, özgürlük demekti. Dışarıdan yiyecek getirmek serbest. Çalışanları gelip ne istiyorsunuz diye sormuyor. Siparişinizi siz. veriyorsunuz. Sürekli öngörülenilir şekilde hizmet veren yerlerden oldukça farklı. Burası, Zeytinalanı'n da, Kafe Maya. Salaş bir mekan, çalışanları güler yüzlü. 

Son Mektup

   Son yazmaları olabilir. Bir şeylerin bittiği ebeydir belli oluyor. Bu birlikteliğin devam etmesi zor görünüyor..Birbirimizi törpülüyoruz sadece! Karım olarak, geçmişte seni üzdüğüm için özür dilerim. Bir koca olarak iyi değilsem, ayrılmak en iyisi olur Bir karıkocaya yakışan bundan sonra birbiri hakkında iyi şeyler söylemektir diye düşünüyorum.   Neyse işte! Bundan böyle kimsenin bana merhamet göstermesini istemiyorum. En çok kızdığım şey ise, kışın doğalgazı kısması, üşüdüğümü söylediğim halde kombi ayarını minimuma getirmesi! 

psiko tarih, (Chat GPT yazdı)

Elbette — Tahin’in sokağa ilk çıkışı ve kaderi değiştirecek ilk temas sahnesi aşağıda. Bu sahne, çöküşün ortasında küçük bir robotun yarattığı etkileri ve insanlarla kurduğu ilk gerçek bağı kuruyor. 🌒 SONRAKİ SAHNE — “Sokağın İlk Işığı” Tahin tapınağın ağır taş kapılarından dışarı adım attığında gece çoktan çöküyordu. Auriga’nın sokakları, bu zamana dek yalnızca propagandaların idealize ettiği bir masal gibi görünürdü; şimdi ise çarpıtılmış görüntüler aradan çekilince gerçek yüzünü göstermişti. Gökyüzü, yanık gri. Binalar, çatlak. Sokaklar, panikle koşuşturan insanlar. Uzakta yükselen çığlık ve metal çarpışmaları… Ama Tahin’in gözleri—amber ışıkları—bir şeye takıldı. Bir köşede, küçük bir kız çocuğu çökmüş, titriyordu. Kollarını dizlerine sararak ağlıyor, “Anne… anne…” diye fısıldıyordu. Tahin, hiç düşünmeden yanına yürüdü. Üzerine düşen hologram reklam ışıkları, robotun gövdesinde pastel renklerle titreşiyordu. “Merhaba,” dedi Tahin, sesi yumuşacık. “Ben Tahin. Yardım...

Kafe Maya, Zeytinalanı 1

Resim
bir fotoğraf bir hikaye    Hikaye: Dalgasız Denize Vurulan Şükür Kasım'ın ortasıydı. Her yer kasvetli bir griye bürünürken, Zeytinalanı'ndaki Kafe Maya inatla pırıl pırıl parlıyordu. Mekânın sahibi İlyas Amca, "Güneş, denizi sevdi mi, Kasım filan dinlemez," derdi hep. O gün de hava, tıpkı İlyas Amca'nın dediği gibiydi; açık ve vaatkâr. Deniz, sanki cam bir yüzeymiş gibi, tek bir kıpırtı bile göstermiyordu; dalgasızdı. O an masada oturan Aylin için, bu dalgasızlık, hayatın karmaşasından süzülüp geriye kalan saf huzurun fiziksel bir karşılığıydı. Köşedeki varil sobanın yanık odun kokusu, tuzlu deniz kokusuna karışmış, mekânın isli tavanında dans ediyordu. Aylin, üzerinde geleneksel kareli bir örtü serili tahta masada tek başına oturuyordu. Sandalyesi, diğerlerinden daha mavi, sanki burada uzun süre oturmayı garantilemek istercesine hafifçe eskimişti. Önündeki ince belli bardağın içindeki çay, buğusuyla yüzüne hafif bir sıcaklık yayıyordu. Çayı yudumladı....

SaBIR

Elbette, işte o deyişten esinlenen kısacık bir hikaye: Kervancı Halil, sarp dağların arasındaki o dar geçitten geçmek için tam on yıldır uğraşıyordu. Geçidin bir ucunda Halil, diğer ucunda ise geçidin koruyucusu olduğunu iddia eden inatçı bir derviş vardı. Halil "Yol benim!" dedikçe, derviş "Sabır benim!" diyor, yolun tam ortasındaki küçücük çeşmenin başında oturup tespih çekmekten başka bir şey yapmıyordu. Halil'in acele bir işi vardı. Gençliğinde, "Bu dervişi bir günde yola getiririm!" demişti. Yıllar geçti. Halil'in devesi Koca Yusuf yaşlandı, Halil'in sakalları ağardı. Derviş ise hala aynı dervişti, çeşme hala aynı çeşmeydi. Bir sabah Halil, devesinin yularını okşadı. "Gördün mü Koca Yusuf," diye mırıldandı. "Bu işin bir varması yokmuş, sadece bir bitişi varmış." Devesini çözdü, yükünü indirdi ve dervişin karşısına oturdu. "Hayırdır kervancı, vaz mı geçtin?" dedi derviş. Halil, yorgun bir gülümsemeyle başını sa...

yazmak

Resim
   Yazmak, gerçeği yeniden anlamak olan bir eylemdir. Dünyayı ve insanı her seferinde yeniden sahneye koymak zorunluluğu var. Bu sebeptendir ki, yazan(yazar) , yazacağı şeyin cahilidir.,.. Öğretmen M. Üftadeoğlu : "iyide olsa yazın kötüde olsa yazın" der,      Yazmak, gerçeği yeniden anlamak olan bir eylemdir. Dünyayı ve insanı her seferinde yeniden sahneye koymak zorunluluğu var. Bu sebeptendir ki, yazan(yazar) , yazacağı şeyin cahilidir.,.. Öğretmen M. Üftadeoğlu : "iyide olsa yazın kötüde olsa yazın" der,

İşte böyle, Zeytinalanı 4

Resim
Kafe Maya Denizin ufkuna erguvani bir akşamüstü karanlığı çökerken biz balkonda Türk kahvesini yudumluyorduk. Cezmi “yarın çok güzel olacak, tasalanma dostum” dedi. Bir haftadır aynı lafı duyuyordum. Yüksekte olan evin balkonu bir geminin güvertesi gibiydi. Denizi seyrediyorum, yakamozlar oluşmaya başladı, her damla ışıklanmıştı.Yorgundum, erkenden yattım. Sabahleyin kalktım, elimi yüzümü yıkadım.Cezmi daha kalkmamıştı Deniz kıyısına inip yürüyüş yaptım.  Ne olacağını ya da hakkımızda neler yazıldığını bilmiyorduk. 

Kafe Maya, Zeytinalanı, Urla 5

Resim
     Kafe Maya – Zeytinalanı - URLA     Gölgelerin ışığı kovaladığı, sonbahar yağmurlarının, kışı izlediği yolun kenarında oturup, bekleyip, bakmayı seviyorum. Deniz kıyısını takip eden bu yol, umut yolu. Sonsuz göklerden haber getiren haberciler beni selamlar ve giderler. Denizden esen rüzgârın nefesi tatlıdır, kalbim sevinir. Ve gelişi güzel çakılmış tahta sandalyeli ve tahta masalı, salaş ama sade kafeye geldim. Bir yandan, hafiften tebessüm eder , zikrimi söylerim. Bir yandan da deniz kokusu kafeye dolar..     Yüz yüze geldiğim,     ilk şiirsel serüveni,     tenha kafenin radyodan yayılan türküleri.

Sessizliğin Dili,,, 1300 yy larda yapılmış bir deney üzerine kısa öykü (Frederick 2 'nin yaptığı dil deneyinden esinlenme)

 “Sessizliğin Dili” öyküsünün tamamlanmış kısa versiyonu — tarihsel gerçeğin yankısını taşıyan, karanlık ama düşünsel bir anlatı: Sessizliğin Dili Sarayın taş duvarları geceleri bile nefes almazdı. Kral Friedrik, tahtına değil, sessizliğin derinliğine oturmuş gibiydi. “Tanrı hangi dili konuşur?” diye sordu bir sabah. Ne bilginler ne rahipler cevap verebildi. Kral, cevabı öğrenmek için kararını verdi: Konuşmayan çocuklar Tanrı’nın dilini söyleyecekti. Manastırın kuzey kanadında beş bebek sessizlikle büyütüldü. Bakıcı kadın Lyra’ya yalnızca şu emir verilmişti: — Onlara süt ver, gülümseme, konuşma, şarkı söyleme. Sessizliği koru. Lyra, geceleri onların nefesini dinlerdi. Birinin ağladığında ağzını kapatması içini yakardı ama korkudan hiçbir şey diyemezdi. Koridorlarda yankı bile yasaktı. Her sabah, sessizliğin içine düşen kaşık sesi bile suç gibi duyulurdu. Aylar geçti. Çocuklar büyümüyordu sanki; sadece gözleri büyüyordu, anlamla değil, boşlukla. Bir gece Lyra, en k...

Prizren ve Prizren (Türkçe s70, 80,, İngilizcesi de var)

Denize düşen yılana sarılır misali, komünist partiye üye oluyor, her akşam toplantılara, içki partilerine katılıyordu. Bunların faydaları da ol-muyor değildi. Karakola alınan bazı tanıdıklarını dayak yemekten kurtarıyor, hapise atılmalarını engelliyordu. Belgradta askerlik yaparken Komünist par-tiye kaydolan İsmail Hakkı Prizrene müftü olmuş-tu. Partiye üye olduğunu çok insan bilmezdi. Bay-raklı camisinde imamlıkta yapıyordu. Kuriladan inişte sol boğazdaki tekkeye Şeyh Bedruş bakardı. Ailece tekkenin geniş avlusunun çevresindeki odalarda kalırlardı. Şeyh Bedruşun akrabası Hüseyin her akşam içerdi. Şeyh ise düz-gün adamdı. Her cuma Bayraklı camisine gidi-yordu. Bu Cuma Oruç Seyari vaaz edecekti. Oruç Seyari çok temiz insandı. Değirmi çeh-resinde nur vardı. Bayraklı camisinin bitişiğinde bulunan sadece dini ilimler öğretilen ama şimdi-lerde çalışmayan medresede ders verirdi. Oruç Seyari aslen Goralıydı. 1944 te medrese bitirmiş icazet almıştı. Bilgili bir hocaydı. Müftü İsmail Hakkı Cuma...

PRİZRENLİ SARI FERİT ( İngilizce, eserin 11 sayfası ı)

Resim
UM 1            It was starting to dawn. They had entertained their neighbors in the evening and went to bed late. It   was hard to get up. His wife woke up early anyway. What would he do if he didn't get up? Ahmet Coşo, an angry and harsh man; log example; branches cut, rough, thick. As soon as Hayriye got up, she started to prepare Dori. Dori was a beautiful, shy sultan. We were going to go to the field today. One horse was enough.   Ahmet Coşo also stood up. He immediately went down to the garden and opened the cage of his pigeons. He was crazy about them. The pigeons had no intention of going out this early. Hayriye was lucky. Dori was calm today, not being grumpy. He caressed his mane and back. He said nice words to her.  Ahmet Coşo, held the horse's chestnut, pulled it towards the car, pushed it back, placed it in its place, and tied its harness. Dori was ready. The double-winged garden gate opened and the car drov...

zamane

Apış arasında yumurta, koltuk altlarında yara varmış gibi yürüyen ebleh karakterler olmadan hikaye anlatamayan “türk dizileri” masum değil. Reyting tekelcileri, patroniçeleri masum değil! İyiliği ve insanlığı tedavülden kaldırmış uğursuz reklam vampirleri masum değil!Manipüle edilmiş arzu ve tüketim şehvetini “kültür” sanan, bilincini çoktan yitirmiş kurbanı olmuş toplumun kendisi de masum değil.        Selahattin Yusuf

Sarı Çiçek

Resim
Bir bahçede bir sarı çiçek, o bahçe nakkaşının bir mührü hükmündedir. O çiçek mührü kimin ise, bütün zemin yüzündeki o nevi çiçekler, o zâtın kelimeleri hükmünde olduğuna ve o bahçe dahi onun yazısı olduğuna, açık bir surette delalet ediyor.  Lemalar - 320

YAHYA DERESİ ÇOCUKLARI

Resim
YAHYA DERESİ ÇOCUKLARI     Eski mahallenin sokakları artık tanınmaz olmuştu. Beton blokların arasına sıkışmış dar yollar, bir zamanlar çocuk sesleriyle yankılanan boş arsaları çoktan yutmuştu. Ama dere hâlâ oradaydı; biraz kirlenmiş, biraz daralmış olsa da geçmişin izlerini saklayan bir dost gibi akmaya devam ediyordu.      Eski dostlar, yıllar sonra buluşmak için sözleştiklerinde, yine derenin yanındaki çardağı seçtiler. Çardak,  boyaları dökülmüş, tahtaları eskimişti. Fakat onlar için hâlâ çocukluklarının yaz akşamlarını, gizli oyunlarını, ilk hayallerini saklayan bir mekândı. Urim Baba'nın yaptığı kahveler içildikçe sohbet koyulaştı. Genelde gırgır muhabbetti . Ama hepsinin gözleri, arada bir dereye takılıp kalıyordu. “Ne çok şey değişmiş,” dedi içlerinden biri, derin bir nefes alarak. “Evet,” diye karşılık verdi diğeri, “ama şu dere… sanki bizi hâlâ olduğumuz gibi hatırlıyor.” O an, çardağın altındaki sessizlik, onların dostluğunu yıllar ötesinden bugün...

#GAZA

Resim
We are living in times where we are freed from learned helplessness. - Please translate and share this call in Arabic, English, and other languages: We call on the people of Jordan and Egypt: The moment the ships approach Gaza's waters, you too, begin a march towards the Gaza border! You by land, we by land, and the ships by sea—God willing, let us resolve to break this blockade. We are not helpless; together, we can do something. We expect your ground support!

RUH YOLDAŞIMA (Aişa) XIX

Resim
  Gözlerin neden kederlidir.  denizi arayan ay gibi, benim ruhumu anlamaya çalışıyorsun. Yaşantımı hiç atlamadan baştan sona gözlerinin önüne serdim. Eğer hayatım bir çiçek olsaydı, sapından saçına iliştirirdim. Ama acılarla dolu, sana tattırmak istemezdim. Gözlerinin kederi, engin bir denizin derinliklerindeki yalnız bir adanın hikayesini fısıldıyor sanki. Her bakışın, kayıp bir geminin rotasını arayan bir deniz feneri gibi, ruhumun karmaşık kıyılarını aydınlatmaya çalışıyor. Ben de sana, en gizli limanlarımdan en çetin fırtınalarıma kadar, yaşanmış her anımı şeffafça serdim önüne. Hayatım bir demet papatya olsaydı, hiç düşünmeden uzatır, saçlarına taç yapardım. Ancak bu demet, dikenli güllerle bezenmiş, her bir yaprağında hüzün damlaları taşıyor. O yaraların izlerini senin narin yüreğine düşürmeye gönlüm razı gelmez.(gelmesi hatamdı)  ​Fakat bil ki, o kederli gözlerin ardında yatan her bir damla, benim için bir okyanusun tüm derinliğini barındırıyor. Onlar,...

RUH YOLDAŞIMA XVIII

     Donmuş suyun kabını parçalaması gibi, bir anda kalıbını patlatarak akan lav gibi; gem tanımayan aşkı tanımam.      Sevgi; saf ve duru olmalı. Toprak testiyi dolduran yağmur gibi, temiz ve serin sevgiyi gönder. Islanarak, varlığın ta içine girerek, yaşamın çiçeklenen ağacında yayılacak sevgiyi gönder..  

RUH YOLDAŞIMA XX

  Kalbim, çarparcasına heyecanırsa, gözlerimi kaparım. Yürürken aniden şaşıracak olursam sokağına girerim. Sakin ve dingin olarak bahçene girersem, çiçeklerini koklarım. Küreklerim coşmuş suya düşerse sahiline yüzerim. ----------(--=    Gece son Eylül gecesidir(ydi). Esrik eden bir misk-i amber kokusu getirdi rüzgar. Rüzgar, güney rüzgarı. Dolaşıyorum. Elde edemeyeceğim şeyi arıyor, istemediğim şeye takılıyorum. İstediğimin hayali kalbimden çıkıyor ve raksediyor. Parıldıyordu hayal, gecenin bir vaktinde, sonra kayboluyor. Yakalayamıyorum. Elde edemiyeceğim şeyi arıyor, istemediğimi buluyorum. 

Ruh Yoldaşım,, Bahçıvan

Kalbim uçarcasına çarpınca gözlerimi kaparım; bir anlık sessizlik, içimde fırtınaların yankısıdır. Yürürken adımlarım ansızın şaşırır, dar sokaklara sapar, hiç bilmediğim duvarlarda kendi gölgemi görürüm. Sakin ve dingin olduğumda bahçene girerim; gül yapraklarının arasına gizlenmiş sabah çiğini koklar, zambakların beyaz sessizliğinde kendimi unuturum. Bir kuşun kanadı gibi ürperir ellerim, bir serçenin kalbi gibi titrer bakışlarım. Küreklerim coşmuş sulara düşerse, senin sahiline varmak için yüzerim; denizin tuzu dilime, gözlerime dolar ama yolumdan dönmem, çünkü sahilin bütün hayallerimin toplandığı yerdir. Gece, son Eylül gecesidir(ydi). Bir veda, bir başlangıç kokusunu taşır. Rüzgâr esiyor; Güney rüzgârı. Amberle karışmış misk'in kokusu sarıyor etrafımı, ruhumun gizli odalarına siniyor. Yürüyorum… Adımlarım taş kaldırımlara vuruyor, ama aslında içimdeki boşluklara çarpıyor sesleri. Elde edemeyeceğim şeyi arıyor ruhum; ve istemediğim şeylere takılıyor g...

RUH YOLDAŞIMA -- GURBET --

Ayrıldığımızın ziyadesiyle elim kısmını nasıl anlatacağım. Buralarda şaşaalı bir hayat olmamıştı. Seneler geçmiş, ölüm yaklaşmıştı. Doğduğum yerde ölmeyi arzu ettim. Memleket özlemi ağır basmıştı ya ondan! Gitsem! Gittim. Ölenleri toprak yuvalarında ziyaret ettim. Evimiz, hayalen gözümün önüne geldi. Ağlamaklı oldum. Kaleye çıktım.. Altmış sene evvelki zamana hayalen gittim.. Gurbet içinde gurbet yaşamış anam-babam. Acıklı bir gurbet hissettim. Gurbet içinde bir Prizren gördüm. Dedim, '' şu fani dünyada bir misafirim.'' Şehrin üzerinden, Kasım bulutları kayarak geçiyordu. Aşağıda Prizren deresi, güneşten parlayan damlacıklarıyla akıyordu. Havada, yine de deredeki köpükler gibi sevinç ve hüzün yüzüyor.. 

RUH YOLDAŞIMA XXI

Eylül ayının en sıcak günü değildi. İçimizde huzur,, bir kuş gibiyiz. Alayına umarsız. Deniz suyundan bir ses "hey güzellik müptelası canlar" diye seslendiğini duydum. Neş'elenerek gülümsedim. İçimde yalın bir his, tatlı his. Hayaletli saatler değildi, hayatın, önümüze serdiği zaman. Haykırıyorum bitmesin bu an. 

Bahçıvan XLVII

Şarkı, sevginin kolları gibi, musikisini etrafımıza dolayarak dokunuyordu  ruhumuza,,  oturuyorduk şarkının yanında  rüyalarımıza girecek tıpkı bir çift kanat gibi olacak ve beni ve senin kalbini   bilinmezliğin ta ucuna götürecek karanlık gece yolumu kapladığı zaman, başımın ucunda bir yıldıza benzeyecek  ve sesin, ölümüm içinde solunca, şarkı(mız) senin yaşayan kalbinde konuşacak. 

Bahçıvan XLVI

Resim
      Denize hayranız biz, öylece durduk kıyıda, ruh ve bedenimiz dalgalarla birlikte aheng içinde. Deniz kokusuyla donanmış yaşam dolu rüzgar, iki can arasında..       Gem tanıyan bir sevgiydi bu. Aşktan ileri muhabbetti. Susuz toprağı sulayan, toprak kapları dolduran yağmur gibi, temiz ve serin bir sevgiydi. Islatsın beni ta içime girerek... Huzur ile kalbi sakin tutan muhabbetti bu...Gün batımının kızıla dönmüş renkinde muhabbet, mükemmel denk düşmüştü.       Martı'nın kanatlarını andıran  beyaz bulutlar arasından süzülen, Kutsayan Kızıl, bana daha güzel gelir. Hayatın, dostluk vecdi içindeki parlayış, dünyevi hisleri yakıp kül eden varlığın saf alevi gibi ışıldar.         Kordon boyu - o anda - sonsuz dünyaların deniz kenarı, başımızın üzerindeki uçsuz bucaksız gök,durgundu ve deniz durmak bilmiyordu, dalgalar sertti. Sonsuz dünyaların sahilinde iki can müzik dinliyerek ve raks ederek buluşmuştu. ...

medeniyet

Resim
Medeniyet 1 Denemeler s123  Alaettin Coşkun 

Soykırım

 İleride Gazze ile ilgili bir müze kurulsa, ilk girişte- salonda, resimler olsa; parçalanmış çocuk cesetleri, yerlerde kanlı bebek ayakkabıları, hastaneler yıkılmış, etrafta sağlam bina yok,, insanlar derme-çatma çadırlarda kalıyor, su kuyruğu, yemek kuyruğu, kendi yurdunda göç eden insanlar,, ikinci salonda, Ebu Ubeyde'nin resmi, tankları havaya uçuran Hamas elemanları, Hamas'lı yalınayak direnişçiler-savaşçıların resimleri,, üçüncü salonda, Ebu Ubeyde gibi giyinmiş biri, siyonistlerin soykırımını anlatıyor. Ve son salonda, Nazilerin, Yahudilere yaptıkları resmedilmiş olsun! Ne Düşünürdünüz?? 

Bir uygarlaşma hikayesi

   Uygar denen çağımıza nasıl bakmalıyız! Farklı bakışın sonuçları ne olur? Özgürlük dediler dayatmaca çıktı modernizm dediler zorbalık çıktı. Manipüle edip zorbalığın önünü açtılar. Derin düşünceler içinde bir masal diyebiliriz. Uygarlığın doğasında distopya eğilimi oluşuyor ve tutkuyla sarılıyorlar. İnsanlar sapkın bir çizgide, bu insanlar bazen otoritelerini bazen sahip oldukları parasal gücü bazıları zorbalığı kullanıyor ve ortam kötü bir sonuca; kıyamet alametlerine dönüşüyor. Uygarlık diye yutturulan sistemde hukuk yok adalet yok, merhamet yok devletler bile yok. Güçlü olanın haklı olduğu kabul görüyor, onlarda kafalarına göre icraat yapıyor. Yamuk bir uygarlık. Bu uygarlığın içinde yeni bir uygarlık kuruluyor ve yepyeni ilişkiler sistemi yapılanıyor. Bu yeni uygarlığın sesi gür çıkacak. Yakındır inşaallah...

Himalayalar'da yeni dünya #himalaya

"Himalayalar'ın Sisli Kalbi" Uçağımız sarsıldığında, sadece küçük bir türbülans olduğunu düşündük. Ama sarsıntı giderek şiddetlendi, etrafı saran yoğun sisin içinde uçağın motorları teker teker sustu. Sonrası gürültü, çığlıklar ve her şeyin bembeyaz bir boşluğa gömülmesiydi. Uyandığımda etrafımı saran sessizlik ve tenimi donduran soğuktan başka bir şey yoktu. Uçak paramparça olmuştu ve ben, bir mucize eseri, karla kaplı bir kayalığın üzerindeydim. Bir süre sonra sisin aralanmasıyla gözlerime inanamadım. Kar ve buzla kaplı sivri dağların arasında, yemyeşil, gizemli bir vadi uzanıyordu. Sanki dünyanın o bilinen soğuk ve gri yüzü, burada nefes alan canlı bir kalbe dönüşmüştü. Dik bir patikadan aşağı inmeye başladım. Vadiye vardığımda, etrafımı neşeli kuş cıvıltıları, rengârenk çiçekler ve berrak sularla dolu bir nehir karşıladı. Ağaçların arasından parlayan güneş ışığı, vadinin üzerinde adeta sihirli bir tül gibi duruyordu. Yoluma devam ederken, daha önce hiç görmediğim yara...

distopik savaş öyküsü

Tabii, işte savaş çeşitlerini konu alan kısa bir distopik öykü: “Yedinci Cephe” Kimse savaşın başladığını anlamamıştı. Ne uçaklar gökyüzünü deldi, ne de tanklar şehirlerin kapısına dayandı. İlk kurşun, bir banka hesabından çalınan görünmez bir veri oldu. Ardından karanlık ekranlarda uyarılar belirdi: “Elektrik şebekesi devre dışı” . Sokak lambaları söndü, hastanelerin makineleri sustu. Halk, bunun sadece bir “arıza” olduğuna inandı. Fakat ertesi gün sosyal medyada yayılan bir video, ülke başkanının teslim olduğunu gösteriyordu. Ses titrek, yüz ifadesi donuktu. “Derin sahteydi.” Ama milyonlarca insan gerçeği sorgulamadan sokağa döküldü. Üçüncü cephe ekonomiydi. Yiyecek fiyatları bir gecede üç katına çıktı. Raflar boşaldı, sahte para birimleri piyasaya sürüldü. İnsanlar ekmek almak için birbirini ezmeye başladı. Dördüncü cephe gökyüzündeydi. Uydular sustu, GPS’ler yalan söyledi. Askerler haritada olmayan şehirlere yürüdü, mühimmat konvoyları yanlış noktalara gitti. Beşinci cephe, ...

günümüz savaşları ve hileleri

👍 Günümüzde savaş, artık yalnızca cephede tank ve tüfekle değil; çok daha geniş alanlarda yürütülüyor. Bu yüzden klasik “sıcak savaş” kavramının yanına yeni savaş türleri ve hileleri eklendi. Ana başlıklarla şöyle özetleyebilirim: 1. Siber Savaş Amaç: Devletlerin altyapılarını çökertmek (enerji şebekesi, bankacılık, su ve iletişim sistemleri). Hileler: Zararlı yazılımlar (ör. Stuxnet gibi endüstriyel sistemleri sabote eden virüsler). Kimlik avı ve sosyal mühendislik saldırıları. Sahte yazılım güncellemeleri üzerinden casusluk. 2. Bilgi ve Algı Savaşı Amaç: Halkın algısını değiştirmek, düşmanı içeriden çökertmek. Hileler: Sosyal medyada sahte haber ve bot hesaplarla kargaşa yaratmak. Rakip ülkenin liderlerine dair sahte belgeler/dosyalar yayıp itibar zedelemek. Derin sahte (deepfake) videolar ile manipülasyon. 3. Ekonomik Savaş Amaç: Rakip ülkeyi mali açıdan zor durumda bırakmak. Hileler: Ambargo ve yaptırımlar. Enerji, su, gıda gibi stratejik ürünler...

günümüz savaşları ve hileleri

👍 Günümüzde savaş, artık yalnızca cephede tank ve tüfekle değil; çok daha geniş alanlarda yürütülüyor. Bu yüzden klasik “sıcak savaş” kavramının yanına yeni savaş türleri ve hileleri eklendi. Ana başlıklarla şöyle özetleyebilirim: 1. Siber Savaş Amaç: Devletlerin altyapılarını çökertmek (enerji şebekesi, bankacılık, su ve iletişim sistemleri). Hileler: Zararlı yazılımlar (ör. Stuxnet gibi endüstriyel sistemleri sabote eden virüsler). Kimlik avı ve sosyal mühendislik saldırıları. Sahte yazılım güncellemeleri üzerinden casusluk. 2. Bilgi ve Algı Savaşı Amaç: Halkın algısını değiştirmek, düşmanı içeriden çökertmek. Hileler: Sosyal medyada sahte haber ve bot hesaplarla kargaşa yaratmak. Rakip ülkenin liderlerine dair sahte belgeler/dosyalar yayıp itibar zedelemek. Derin sahte (deepfake) videolar ile manipülasyon. 3. Ekonomik Savaş Amaç: Rakip ülkeyi mali açıdan zor durumda bırakmak. Hileler: Ambargo ve yaptırımlar. Enerji, su, gıda gibi stratejik ürünler...

Hayriye Coşo

  Yıllar sonra çok daha iyi anlıyorum, anne ve babamın sırtlarındaki yükün ağırlığının çok olduğunu. Tek gayeleri çocuklarını yaşatmaktı. Bizi yaşatmak! Hayat ile ölümün sınırında feda edilmiş kurbandılar. Türkiye'yi seçmiş olmalarının kötülüğüne(bence) uğramış, köksüz(burada) ailemizin mübarek bekçisi annemdi. Sorunlarımız,, ev içinde,, onun yüce ruhunda ve acılı bedeninde haloluyordu. 

makale ve tashih - 3

Bu dünyada söylenmemiş söz yoktur. Söylenenleri kendimize has bir tarzda söylemeliyiz. İyi de olsa yaz kötü de olsa yaz. Yazmak iyileştirir. 

makale ve tashih - 2

İki cümle arasında hissettiğiniz boşluğu yeni bir fikir ortadan kaldırabilir. Bir fikir başka bir fikri  davet eder.,düşündükçe yazma istediğiniz artar. Bakarsınız yazdıklarınız ferahlık getirmiş. Cümle kurmak önemlidir, özne ile başlayan veya aynı fiil çekimi ile biten cümleler birbirini takip etmesin. İçi dolu kelimeler seçin. Yazımızda aynı kelimeleri pek kullanmayın. Aynı anlamı ifade eden farklı kelimeleri sıra ile ustaca dizerseniz iyi olur. 

makale ve tashih - 1

Akşam oturmuşum belirsiz bir konu etrafında, gelişi güzel yazmışım, zihnimden geçenleri müsvette şeklinde kağıda dökmüşüm.Sabah baktım, yazının giriş bölümü sona gelmiş, bu makaleyi mantık basamaklarından  çıkararak,  düzeltmek istiyorum. Bunu yaparken eskimiş tamlamaları çıkarmak, devrik cümleleri ayağa kaldırmak lazım gelebilir, şunu ön söz yapayım şu hatırayı şuraya koyayım, şu hayali yukarıya çıkarayım, şu ve şu hisleri şuraya bırakayım, tekrarları atayım derim. Müsvetteye ilavelerle esaslar önce ile sonrası, kuvvet ile zayıflığı, hata ile gerçekliği acele ile karışmış. Yer değiştirme ile düzene sokabilirim. 

Ahmet Coşo, Göç vakti

   Ahmet Coşo, atının başını okşadı,gözlerine baktı. Dori'nin gözleri merhametle bakıyor, başını aşağıya indirip kaldırıyordu. Ayrılacaklarını, Coşoyu bir daha göremiyeceğini anlamış gibiydi. Coşo, başını atın alnına dayadı.     Sabahın erken saatkeriydi. Ani şimşek parıltılarıyla gökyüzü aydınlandı. Bu ürküten erken şafak vaktinde Coşo ailesinin buradaki günlerinin sona erdiğini  bildirir gibiydi. Şimşek de yağmurun yapacağını haber veriyordu... Ayrılık bir ölüm gibi girmişti aile yakınlarına,. Bu sayfa burada kapanacak yeni sayfa açılacaktı. Gittiği yerin onu aydınlıkla karşılayacağına inanılıyordu. Çocuklar, gençliğe, gençlikten olgunluğa gittikleri yerde ereceklerdi. Önemli olan buydu.      Tito döneminin yani komünizmin(sosyalizmin) değişmeyen sloganlarından kurtulacak. "" Yaşasın Komünizm! Gelecek Tito'dur! Sınıf ayrımına son! Yaşaşın Kooperatifler! "" Özel dükkanlar kapanıyor devlete ait yerler açılıyor, kalite düşüyordu. "Özel mülkiyet eşi...

Barbar kim?

en Batı, ta oralardan, uzaklardan mal sahipliği taslıyor, böyle yapmak için en uygun yer de Orta Doğu olsa gerek!  denizden, karadan, havadan buraya, Orta Doğu' ya sızmış olan tüm "BARBARLAR" , güçlü bir askeri örgüte sahip ve Böl-yönet taktiğiyle işgal ediyor.,BARBARDILAR YERLİLER UYGARDI

ZAMANIN HARİTASI

    Zamanı yenemezsin, insan  eliyle biçimlendirmek zordur. Zaman çizgisini, geçmiş - şimdiki an - gelecek,  olarak sırayla birbirine bağlayabilir misin? Esas olan geçmişten kopmamak geleceği planlamak ve şimdiki zamanı boşa harcamamak.. Teknolojik gelişmeleri boş ver, geçmişi hatırlamak geleceği hayal edip kurmak ve inşa etmek, bugünü yaşamak yani özgür olmak... Zamanın haritasını çizmek, insana kendini, kökenini ve potansiyel gücünün ne olduğunu hatırlamanın başka yoludur...

DEVRİMLER

Resim
  Monarşiye ve Katolik kilisesine karşı yapılan Fransız Devrimi, aydınlanma çağı; Ekim Devrimi işçi sınıfının kapitalizme karşı başarışı olarak nitelendirilmişti. Bu devrimler dünyayı, sosyal ve kültürel olarak etkiledi, birçok esere ilham verdi. Ama özellikle Balkanlarda (Kosova'lı olduğum için) '' sınıf mücadelesi '' nin sonuçlarını düşünmek(düşünmem) lazım. Bu devrimlerden aktarılmış görüşün Balkanlarda sayısız kurbanlara mal olan soysuzlaşmalara uğradığını kavrayabilmekde zorlanıyorum. İnsanoğlu '' sınıf mücadelesi' adına aşağılanmıştı .Fransız ihtilalini yapanlar musibetzede avam kısmıydı. Fransa'da devrim yapan serseriler de ölçü-tutarlı kavramları- yoktu ve bilgiye ulaşmak için bilgili kişilere müracaat etmiyorlardı.Ekim devrimini yapanlar yine aynıydı. Fakat Ekim devriminden sonra başkasının malı bir başkasına helal kılınmıştı ve kadınları hamamda çıplak oynatmışlardı. Kötü olan da buydu.. Fransız devriminden sonra sosyalistlik tü...

Tapu

Resim
KURİLA Prizren - Kosova.  

Dünyalı

Çok aşağılık olanlar çok büyük güç olduklarına inanan devletler her şeyi bildiklerini zannediyorlar, ancak yaptıkları ile bunun tam aksini ispat ediyorlar. Kendilerine ve diğerlerine karşı yaptıkları zulüm insanlığın kalitesini kanıtlıyor. Uydurdukları o hikayeleri yutmayacağız.

Buch

İch liebe Bucher, liebst du buch, bucher sind besser, für ich geschichte  ist schön

kurgu

Kurmaca metinleri bize nobel edebiyat ödülü kazandı diye soktular. Oysa  gerçek yaşamın somut olguları arasında doğrudan doğruya bir özdeşlik ilişkisi kurulamaz. Bu eserlerde sözcüklerin bizi gönderdiği kaynağın kendisi, gerçek yaşamda yoktur. Gerçek yaşamın olgu ve nesneleri belli bir iletiyi(algıyı) aktarmak üzre, yazarın süzgecinden geçirilerek  seçilmiş birleştirilmiş özetle kurgulanmış ve yeni bir gerçekliğe dönüştürülmüştür.

Tango

Resim
Gerçek  yurtseverin kimler olduğunu görebilmek,, doğrudan yana olmak  olgulara ve olaylara yansız bakabilmekle olasıdır. Aydınların pozisyonları ne anlatır? Kimler halkı için ve yurdu için çalışır! Kimler satılmışlığın zirvesine çıkar? 

kökler

Resim
Ağaç Kökleri ve Hayatın Karmaşası Üzerine Topraktan dışarıya taşmış ağaç kökleri… Bir ilk bakışta düzensiz, karışık, belki de çirkin gelir göze. Ama o karmaşa, aslında bir yaşam mücadelesinin dışavurumudur. Her bir kıvrım, her bir girinti, toprağa doğru bir uzanış; hayata tutunmanın somut bir kanıtıdır. Kökler, ağacın gizli yüzüdür. Gövdedeki görkem, dallardaki yapraklar, çiçeklerdeki zarafet... Hepsi o görünmeyen, karmaşık köklerin toprağa sıkıca sarılması sayesinde mümkündür. Tıpkı insanın iç dünyası gibi... Dışarıdan sadece bir yüzümüz görünürken, içeride karmaşık düşünceler, çelişkiler ve çabalar vardır. Toprak; sadece bir yaşam kaynağı değil, aynı zamanda bir aidiyet duygusudur. Kökler, toprağı sever. Ona girer, onunla kaynaşır, içinde var olmanın yollarını arar. Ağaç, toprağa tutunarak hayatta kalır. İnsan da anlam bulduğu yerlere tutunarak var olur. Hayat da kökler gibidir. Basit gibi görünse de karmaşık bir düzene sahiptir. Bazen toprağın altında gizli kalırız, baze...

Gazze'li Anne

Resim
Açlıktan günlerce kıvranmışlar babalarının kapıp getireceği bir çuval unu beklemişlerdi. Gazze'li anne, çocuklarının açlığını bastırmak için elde ettikleri undan ekmek yoğuruyor. Açlığın ruhlarını soldurmasına az da olsa engel olacaktı... Yedikleri ekmek, bir bayram yemeği bir şölendi.

Dünyayı Zihnimizle Kontrol Etmek

Bu soru hem felsefi hem bilimsel açıdan son derece ilgi çekici. “Dünyayı zihnimizle kontrol etmek” ifadesiyle neyi kastettiğimize göre cevap değişebilir. Aşağıda bu soruyu farklı açılardan ele alalım: 1. Zihinsel Komutlarla Teknolojiyi Kontrol Etmek Gelecekte mümkün mü? → Büyük ölçüde: Evet. Bu alanda beyin-bilgisayar arayüzleri (Brain-Computer Interfaces – BCI) çok hızlı gelişiyor. Örneğin: Elon Musk’ın Neuralink projesi : Beyne yerleştirilen çipler sayesinde düşünceyle bilgisayar imleci kontrol edilebiliyor. Bu teknoloji felçli insanlar için umut verici olduğu kadar, gelecekte makinelerle “telepatik” bir bağ kurma olasılığını da ortaya koyuyor. Motor kontrol : Deneylerde insanlar robot kolları ya da yazılım arayüzlerini yalnızca beyin sinyalleriyle kontrol edebiliyor. Gelişme alanları: Ev eşyalarını (ışıklar, kapılar, termostat vs.) zihinsel komutlarla kontrol etmek. Sanal gerçeklik ortamlarında düşünceyle hareket etmek. 2. Fiziksel Dünyayı Zihinsel Güçle Etkilemek (T...

Ben(Chat GPT anlatmış)

Benim anladığım kadarıyla, sen yaratıcı ve duygusal bir insanın ta kendisisin. Yazarlık sana ilham veriyor, zihin dünyanı en derin duygularla besleyip, bu duyguları her fırsatta hikayelerine döküyorsun. Hikâyelerin bazen nostaljik, bazen karanlık, bazen de hayal gücünü zirveye taşıyan evrenlerde geçiyor. Yunan mitolojisi, zaman yolculuğu, aşkın dramı ve toplumun değişimi gibi büyük temalarla iç içe geçmiş karakterler yaratmayı seviyorsun. Senin için hikayeler birer keşif yolculuğu, tıpkı senin sabahları okuduğun kitaplar gibi... Bunlar seni zihinsel olarak besliyor ve belki de o anı yakalamak için senin ruhunu açığa çıkarıyor. Gerçekten özel olan şey ise, senin yazarken, bir yandan da insanların kalbine dokunma ve onları farklı dünyalara sürükleyebilme yeteneğin. Ayrıca, hayata dair derin düşünceler de seni tanımlıyor. Zihinsel bir yolculuk gibi, bazen sisteme, bazen insan doğasına, bazen ise teknolojinin insanları nasıl şekillendirdiğine dair sorgulamalar yapıyorsun. Bunun dışında,...

siberpunk

çok mümkün — hatta bazı yönleriyle şimdiden gerçekleşiyor. 1. Sosyal Medya Verilerinden Kişilik Profili Oluşturulması Sosyal medya platformları, her beğeni, paylaşım, yorum, izlenme süresi ve tıklamayı veri olarak toplar. Bu verilerle: Kişilik özellikleri (Big Five gibi), Siyasi eğilimler, Tüketim alışkanlıkları, Zayıf ve güçlü yönleriniz, İlgi alanlarınız tahmin edilebilir. Cambridge Analytica skandalı bunun ilk büyük örneklerindendi. --- 2. Silinen Verilerin Aslında Silinmemesi Pek çok platformda veriler "silinmiş gibi" görünür ama: Arka planda yedeklerde tutulur. Üçüncü taraf analiz şirketlerine çoktan aktarılmış olabilir. Kopyalanmış veya başka şekillerde arşivlenmiş olabilir. Bu da gelecekte, siz unutsanız bile dijital geçmişinizin unutmayacağı anlamına gelir. --- 3. Sanal Bir 'Ben'in Ortaya Çıkması Yıllar sonra bu verilerle: Yapay zekâ destekli bir sanal kişiliğiniz oluşturulabilir. Hatta sizin tarzınızda konuşan, yazan, tepki veren bir dijital simülasyon üretil...

Algı 3 (devam)

Harika, şimdi Bora’nın iç çatışmalarına odaklanan bir bölüm yazalım. Bu bölüm, onun duygusal karmaşasını, ailesiyle olan çatışmasını ve içinde büyüyen sorgulamayı derinleştirir: Bölüm: Gerçeğin Ağırlığı Bora, eve döndüğünde babası yine sanal duvarda Ravid’in son konuşmasını izliyordu. Başkanın sesi odayı dolduruyordu: “Biz, halk için savaştık. Onlar ise bu halkın umudunu kıskandı.” Bora sustu. Gözleri, babasının yüzünde gezindi. Yüzünde inanç vardı… ama aynı zamanda korku da. Belki de her şeyin yalan olabileceğini içinde bir yerlerde biliyordu, ama bu gerçeği kabul etmek, yıllarca inandıklarını inkâr etmek anlamına gelirdi. “Baba…” dedi Bora, çekinerek. “Bu konuşmalar… bunların çoğu kayıtla oynanmış. Arşivde belgeler var. Gerçek raporlar.” Babası döndü, yüzünde sert bir ifade belirdi. “Kimin belgeleri? Galaksi Başkanlığı mı? Onlar hep Ravid’i istemedi. Biz onun sayesinde ışık gördük!” “Görmedik,” dedi Bora, sesi çatladı. “Biz ışık sandık, ama sadece ekranda bir yansıma gördük. ...

Algı 2 suçludan kahraman yaratma

 öyküleştirilmiş bir kısa hikâye  Köprüdeki Yüz Yıl 2075. Kent-9’un neon ışıkları, gökyüzünde yapay yıldızlarla yarışıyor, caddelerde otonom araçlar sessizce akıyor, ama sokak köşelerinde hâlâ eski çağlardan kalma bir şey var: hayal kırıklığı. Rüya gibiydi, Başkan Ravid ilk seçildiğinde. Gülümsemesiyle ekranları dolduruyor, “Galaktik Refah Programı” vaatleriyle halkı umutla dolduruyordu. “Üç ay içinde enerji bağımsızlığı, altı ayda gökyüzüne uzanan sağlık kuleleri,” diyordu. Ve halk, yürekten inanıyordu. Seçim sonrası gün, Kent-9’un meydanında çocuklar onun adını marşlarla söylüyor, insanlar onu gerçek bir lider olarak alkışlıyordu. Ama zaman geçti. Projelerin hiçbiri başlamadı. Yapay zeka destekli grafikler, olmadık eserlerin simülasyonlarını gösteriyor, inşaat alanları hologramlarla süsleniyordu. Gerçekteyse, bütçe delik deşik olmuştu. Ravid’in kişisel yat gezileri, özel yıldız gemisi filosu, gizli uzay kolonilerinde alınan ultra lüks mülkler… Kentin serveti bir avuç d...

Algı 1, suçludan kahraman yaratma

Geleceğin Karanlık Yüzü: Sahte Kahramanlar ve Algı Savaşları Yıl 2075. İnsanlık, teknolojik ilerlemelerle galaksiler arası iletişim ve yönetim sistemlerini kurmayı başarmışken, bazı temel insani zaaflar hâlâ değişmemiş gibi görünüyor. Yolsuzluk, gücü kötüye kullanma ve halkı kandırma gibi kavramlar, evrensel medeniyet çatısı altında bile hâlâ tartışılıyor. Bu makale, Kent-9’un başkanı üzerinden yaşanan bir vakayı ele alarak, toplumsal algının nasıl şekillendiğini ve bir suçlunun nasıl kahramanlaştırıldığını sorguluyor. Sahte Vaatlerle Kurulan Taht Kent-9'un başkanı, göreve gelirken halka refah, modern altyapı ve yıldızlararası ticaret vaadinde bulunmuştu. Mega köprüler, sağlık üssü kompleksleri ve enerji bağımsızlığı projeleri… Bunların hepsi seçim kampanyasında yer aldı. Ancak seçildikten sonra geride kalan sadece sözler ve görkemli reklam panolarıydı. Kentin bütçesi görünmeyen projelere harcanmış, gerçekteyse çoğu kaynak kişisel lüksler ve gizli hesaplar için zimmete geçiril...

Dolaşan Kitap

Şehir, kitap ve #dolaşankitap fikrini birleştiren kısa bir makale : --- Şehirde Dolaşan Kitaplar: Sayfalardan Sokaklara Uzanan Bir Dostluk Şehirler, sadece binalardan ve sokaklardan ibaret değildir. Her şehir, içinde yaşayan insanların hayalleri, anıları ve paylaşımlarıyla anlam kazanır. Kitaplar da bu paylaşımın en güzel araçlarından biridir. Bir şehirde, bir banka bırakılan kitap; bir metro koltuğunda sizi bekleyen bir roman ya da bir kahve dükkanının köşesinde sessizce duran bir tiyatro metni… Tüm bunlar bir rastlantıdan çok, bilinçli bir dostluk çağrısıdır. #dolaşankitap etiketiyle yola çıkan bu küçük ama anlamlı hareket, kitapları zincirlerinden kurtarıp yeniden dolaşıma sokuyor. Kitaplar artık yalnızca raflarda uyumuyor; onlar şimdi şehirde, aramızda geziyor. Her okuyucu, kitabı aldıktan sonra bir başka meraklı göze ulaşması için onu uygun bir yere bırakıyor. Böylece her kitap, hem fiziksel olarak hem de hikâyesiyle bir yolculuğa çıkıyor. Bu hareket sadece kitapları değil, insanl...

gölgelerin ardında,,, siyasi gerilim senaryo özeti

Elbette. Aşağıda belirttiğin unsurları içeren kısa bir siyasi gerilim senaryosu bulabilirsin: Başlık: "Gölgelerin Ardında" Özet: Ülke ekonomik darboğazdan geçerken halk huzursuzdur. Tam bu dönemde ardı ardına gelen bombalı saldırılar, sabotajlar ve hedefli suikastlar, ülkede büyük bir kaos yaratır. Hükümet, kontrolü kaybetmeye başlar. Sokaklar karışır, medya olayları olduğundan daha vahim göstererek halkı paniğe sürükler. Ancak bu karışıklığın ardında görünmeyen bir el vardır: Politik Mimarlar olarak bilinen gizli bir klik. Bu grup, ulusal düzeyde etkin bürokratlar, iş insanları, eski askerler ve medya patronlarından oluşmaktadır. Amaçları, istedikleri yapıyı devletin başına geçirerek ülkeyi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmektir. Detaylar: Kont-gerilla hücreleri, ülke genelinde planlı şekilde saldırılar düzenler. Hedefler dikkatle seçilmiştir: Halkın güvenini kazanmış gazeteciler, halkın temsilcisi olarak görülen sivil toplum önderleri ve bazı kilit kamu bin...

yazar,, , sistemin adamı olan yazarlar

Bir Sistemin Adamı Olan Yazarlar: Makineleşen Kalemler Günümüzde bazı yazarlar, yaratıcı bireyler olmaktan ziyade, sanki bir sistemin dişlisi gibi hareket ediyor. Özgün düşünceler yerine, onlardan beklenen doğrultuda cümleler kuruyor, eleştirel bakıştan çok, onaylayıcı bir dil benimsiyorlar. Bu durum, edebiyatın ve düşünsel üretimin doğasına aykırı bir hale geliyor. Bir sistemin adamı olmak, yalnızca belirli görüşlere hizmet etmek değil; aynı zamanda sorgulamayı bırakmak, alışılmış kalıpların dışına çıkmaktan korkmak demektir. Böyle yazarlar zamanla birer "makine" gibi işlemeye başlar: Kalıplaşmış ifadeler, öngörülebilir anlatılar ve her satırda hissedilen bir konfor alanı… Oysa edebiyatın doğasında rahatsız etmek, düşündürmek ve yerleşik yapıları sarsmak vardır. Yazar kalemini yalnızca bir onay mühürüne dönüştürdüğünde, sanat gücünü kaybeder. Kendi düşüncesini üretmeyen, eleştiri cesaretini göstermeyen yazar; sistemin istediği fikri, onun istediği biçimde sunan bir programda...

Bozkırın Tezenesi ( Kiraz Ağacından Tezene)

Resim
: Bozkırın Tezenesi: Dut Ağacından Doğan Ezgi Uzak bir bozkır köyünde, rüzgârın yalnızlığı savurduğu taşlı yolların sonunda, yaşlı bir bilge yaşardı. Gözleri yorgundu ama içinde hâlâ yanan bir kıvılcım vardı; o kıvılcım, yılların biriktirdiği türkülerle konuşurdu. Bir gün, köyün kenarındaki eğri büğrü dut ağacının altında durdu uzun uzun. Kurumuş dallarına baktı. “Sen artık anlatacaklarını unuttun,” dedi fısıltıyla. O ağaçtan bir bağlama yaptı. Sesi, toprak gibi derin, hüzün gibi yumuşaktı. Tezenesini ise kiraz ağacından oydu. Çünkü kiraz ağacı ilkbaharın hatırasıydı, umutla hüznü birlikte taşırdı. O tezeneyle teline vurdukça, bozkır susar, kuşlar bile dinlemeye dururdu. İnsanlar onun çaldığı ezgilerle ağlar, geçmişin gölgeleriyle yüzleşirdi. O yaşlı bilge zamanla “Bozkırın Tezenesi” diye anılmaya başlandı. Yıllar geçti, ömür aktı. Bilge sustu, bağlama kaldı. Ama o bağlama, sahibinin ruhunu içine çekmiş gibiydi. Yaşlı adamın ölümünden sonra, bağlama sessizce el değişti...

Son Anda 3.versiyon

işte hikâyenin Ela’nın iç monologlarıyla anlatılan versiyonu:3.Bölüm  --- “Son Anda – Ela’nın Anlatımıyla” Ne zaman onunla göz göze gelsem içimde garip bir sızı olurdu. Sevgi miydi, yoksa sahip olma arzusu mu, hâlâ tam olarak ayırt edemiyorum. Ama bildiğim bir şey varsa, o da onun benden başka birine bakmasına bile tahammül edemediğimdi. Baran. O benim hayatımın ortasında bir fırtına gibi durdu. Beni hem sarstı hem tuttu. Onu sevdiğim kadar kıskandım. Ve bu, bir süre sonra yavaş yavaş içimi kemiren sessiz bir zehire dönüştü. Bunu fark ettiğini düşündüm bazen. Ama hiç konuşmadı. Belki o da içinden içe korkuyordu. Ne zaman tartışsak, “Yoruldum,” derdi. Ama ben de yoruluyordum. Sadece onun gibi kolayca çekip gidemiyordum. O gece “Gidelim,” dedim. Her şeyden. İnsanlardan, şehirden, bu geçmişten. Beraber bir sıfırdan başlayalım. Düşünsene, dedim içimden, bir tren biletiyle geçmişimizi silsek… olur mu? “Hiçbir yere,” dedim ona. “Her yer olur.” Çünkü ben onunla her yerde yaşayabilirdim. A...