Kayıtlar

Şükrü 1

Akşam üstü. Işık ne tam sarı ne tam soluk. Arada kalmış bir saat. Kahve kalabalık ama sesler boğuk. Sanki herkes konuşuyor da kimse bir şey söylemiyor. Ben köşedeyim. O, her zamanki yerinde. Kapıya yakın masa. Kalabalığa uzak. Elektrikçi. Adını söyledim mi, hatırlamıyorum. Zaten önemli değil. Bazı insanlar isimlerinden çok duruşlarıyla kalıyor akılda. Geliyor. Oturuyor. Çay. Sigara. Başka bir şey yok. Herkesi tanıyor. Ama kimseye ait değil. Selam veriyor, bitiriyor. Uzatmıyor. Sanki kelimeler de onun için birer masraf. Bir gün ışık titredi. Kimse anlamadı. O baktı sadece. “Topraklama zayıf,” dedi. Sesi yüksek değildi ama doğruydu. Hep doğru gibi. Beş dakika sonra ışık düzeldi. Kimse teşekkür etmedi. O da beklemedi. Telefonunu çıkarıyor bazen. Trabzonspor maçı. Sessiz izliyor. Tepki yok. Sevinç yok. Üzüntü yok. Sadece bakıyor. Ben söyledim bir gün: “Ben Göztepeliyim.” Baktı. Kısa. “İyi takım,” dedi. Uzamadı. Ama yetti. Konuşmalarımız hep kısa. Ama boş değil.7 “He...

Silinmiş Aşkın Yankısı

Alaettin Bey, verdiğiniz üç başlık içinde üçüncü tema gerçekten hikâyenin kalbi gibi duruyor: Bir insanın aynı kişiyi iki farklı biçimde sevmesi ve hangisinin "gerçek" olduğuna karar verememesi... Silinmiş Aşkın İkinci Yankısı Aşkın Başka Bir Yüzü Yankı Ağları'nın kurulmasının üzerinden yıllar geçmişti. Ölen insanların dijital izlerinden oluşturulan avatarlar artık sıradan bir şeydi. İnsanlar kaybettikleri yakınlarıyla konuşuyor, anılarını yeniden yaşıyor, hatta onlardan tavsiye alıyordu. Fakat Elif için durum farklıydı. Çünkü Can ölmemişti. Ya da en azından öyle sanıyordu. Bir gece sistem kayıtlarını incelerken tuhaf bir veri paketi buldu. Avatar Can'ın konuşma biçimiyle gerçek Can'ın yıllar önce bıraktığı dijital izler arasında açıklanamaz benzerlikler vardı. Elif'in içini ürperten soru zihnine düştü: "Ya Can da bir yankıysa?" Gerçek olduğunu düşündüğü Can'ın geçmişi parçalıydı. Bazı çocukluk anıları eksikti. Bazı fotoğraflar sonra...

#almanyalı Ahmet

ALMANYALI AHMET (BERBER AHMET) ……öncesi, günlükte- notlarda (7 Nisan 25) veya Çayhane Hikayeleri        Aslen, buKaramanlı. Karaman’ın Hecceler köyünden İstanbul’a gitmiş. Daha önce İstanbul’a göçenlerin yanında kalmış Dolapdere’de bulunmuş. Kalite adam. Güngörmüş günler görmüş! Tarlabaşı hikayeleri var! On altı yaşında, hemşehrilerinin yanına gelmiş. Köyden samimi bir arkadaşı çağırmış, o da gitmiş. Ahmet abi, dört kardeşten en ufağıymış. Tarlabaşı’nda bir berberde çalışmaya başlamış. Pavyonda çalışan bir kadın bir apartman kıralamış, odalarını tek tek kiraya veriyormuş. Hemşehrilerinin yanından ayrılıp, orada  kalmaya başlamış. İlk iş, gramofon ve Hafız Burhan’ın taş plağını almış. Devamlı makber şarkısını dinliyormuş.’’ Her yer karanlık pür-nur o mevkin…’’ Sonra Malatyalı Fahri Kayahan dinlemiş. Malatyalı Fahri’nin hikayesinden etkilenmiş. Hikaye acıklı! Malatyalı Fahri, birini sevmiş, sevdiği kadına iftira atmışlar; ahlaksız demişler. Bu da kaçmış Şam’a gitm...

Felsefe Taşı

Başlık: Felsefe Taşı ve Beton Ormanlar Özet: Orta çağdan kalma bir köyden gelen genç bir adam, büyük şehirdeki beton yığınlarının arasında kendini kaybolmuş hisseder. Köyünde büyükbabasıyla birlikte eski simya kitaplarını incelerken, altın yapma hayaliyle büyümüştür. Şehirde, parayı her şeyden üstün tutan zengin bir ailenin hizmetine girer. Bu aile, geleneksel değerlerden kopuk, sadece maddi başarıya odaklanmıştır. Genç adam, hem hayatta kalmak hem de köklerinden gelen simya bilgisini kullanarak bir çıkış yolu bulmak zorundadır. Hikaye: Kaan, köyünün tozlu yollarından çıkıp, göz kamaştıran şehir ışıklarının içine adım attığında adeta başka bir dünyaya gelmişti. Burası, büyükbabasının eski simya kitaplarında okuduğu, altın ve ebedi yaşam arayışlarının yapıldığı yerlere hiç benzemiyordu. Şimdi, her şey para üzerine kuruluydu. Zengin bir ailenin malikanesinde çalışmaya başlamıştı. Ailenin başındaki Madam Leyla, geleneksel değerlere inanmayan, sadece maddi başarıyı önemseyen bir kadındı. K...

RUH YOLDAŞIMA XVII

Dalgalı denizin üzerinden güneşin kovaladığı sonbahar bulutlarının gölgeleri kayarak geçer. Bizde koşalım, mesafeleri şimşek hızıyla katederek, mavi gökyüzüne fırtına gibi varalım, yağma edelim bulutları... Havaya gülüşler yayılsın. Günümüzü şarkılarla geçirelim... Eve varmasam olmaz mı? 

Ruh Yoldaşıma

      Denize hayrandık biz. Öylesine durduk kıyıda, ruh ve bedenimiz dalgalarla birlikte ahenk içinde. Deniz kokusuyla donanmış yaşam dolu rüzgar, iki can arasında. Gem tanıyan bir sevgiydi bu; aşktan ileri muhabbetti. Susuz toprağı sulayan, toprak kapları dolduran yağmur gibi, temiz ve serin bir sevgiydi. Islatsın beni ta içime girerek. Huzur ile, kalbi sakin tutan muhabbetti bu.       Gün batımının kızıla dönmüş renginde, muhabbet, mükemmel denk düşmüştü. Martı’nın kanatlarını andıran beyaz bulutlar arasından süzülen, kutsayan kızıl,  bana daha güzel gelir. Hayatın, dostluk vecdi içindeki parlamış dünyevi hisleri yakıp kül eden varlığın saf alevi gibi ışıldar.                                                                       BAHÇIVAN        Kordon boyu, o...