Kayıtlar

PAKİZE

     Annesiyle son vedalaşmasıydı. Annesinin yüzü, vedalaşan dolunayın tekrar ziyaretini yenilemesinde nasıl parlıyorsa öyle beyaz ve paktı. ‘’ Sadece, oksijen veren cihazın ağızlığı dudağının altını morartmıştı, serumun iğneleri kolunu kanatmıştı, başka bir şey yoktu. Yüzü bembeyaz, pamuk gibiydi.’’ Diye Ayşe betimleme yapmıştı.         Annesinin üzerine suyu dökerken, gözyaşları da dökülüyordu. Ebedi bir ayrılık değildi bu, bunu gerçek olarak kabul ediyordu. Ayşe’nin gözyaşı sisi, gözlerinin siyah kenarlarını derinleştiriyordu. Annesinin yüzü gibi beyaz yasemenler! Ah, bu yasemenler. Ayşe, beyaz yasemenleri ellerine dolduruyordu. Sevginin el ile örülmüş veda çelengi, Pakize’nin toprağının üzerine koyacaktı.      Pakize, toprağına, doğduğu yere götürülecekti, Bodrum Ortakent’e ( Müskebi). Bunun ilk öncesi ise; sabah erkenden, kızlar, damatlar, teyze kızı, ufak bir kahvaltı yapıp yola koyulduk, İlk durak, İzmir Mezarlıklar Müdürlüğü...

#almanyalı Ahmet

ALMANYALI AHMET (BERBER AHMET) ……öncesi, günlükte- notlarda (7 Nisan 25) veya Çayhane Hikayeleri        Aslen Karamanlı. Karaman’ın Hecceler köyünden İstanbul’a gitmiş. Daha önce İstanbul’a göçenlerin yanında kalmış Dolapdere’de bulunmuş. Kalite adam. Güngörmüş günler görmüş! Tarlabaşı hikayeleri var! On altı yaşında, hemşehrilerinin yanına gelmiş. Köyden samimi bir arkadaşı çağırmış, o da gelmiş. Ahmet abi, dört kardeşten en ufağıymış. Tarlabaşı’nda bir berberde çalışmaya başlamış. Pavyonda çalışan bir kadın bir apartman kıralamış, odalarını tek tek kiraya veriyormuş. Hemşehrilerinin yanından ayrılıp, orada orada kalmaya başlamış. İlk iş, gramofon ve Hafız Burhan’ın taş plağını almış. Devamlı makber şarkısını dinliyormuş.’’ Her yer karanlık pür-nur o mevkin…’’ Sonra Malatyalı Fahri Kayahan dinlemiş. Malatyalı Fahri’nin hikayesinden etkilenmiş. Hikaye acıklı! Malatyalı Fahri, birini sevmiş, sevdiği kadına iftira atmışlar; ahlaksız demişler. Bu da kaçmış Şam’a gitmiş....

Yaşar abi

YAŞAR ABİ (ABE)     Eskiden kahve çalıştıran, kumar oynatan, Yaşar abi,      Köyden gelen biri, Yaşar abi’den ayran istemiş,’’ Biz de şehir ayranı var.’’ ‘’ O ne?’’ ‘’ İyidir. Buzlu!’’ köylüye  su katılmış rakıyı vermişler. Adam beğenmiş bir tane daha istemiş. Neyse adam matiz olmuş. Adamın çocukları ‘’ sen babamıza ne yaptın’’ deyip Yaşar abiyi dövmeye gelmiş!       Yaşar abi, İzmir’e ilk geldiğinde Basmane Çorakkapı camisinin kenarında gevrek satmış ‘’ İşler çok iyidi. Belediye burda olmaz, karşıya tren garının oraya git dedi. Ben de tezgahı taşıdım. Sonra iyi bir paraya devrettim. Geldim Balçova’da kahve açtım. Almanya’dan biri geldi. İzine gelmiş. Aladin abime söyleyim! Atila göndermiş. Oyun kur diyo. Olur dedik. Bi adam Teleferik’te bi adam Konak’ta. Ceketsiz Hüseyin’le, Sessiz Hanefi. Neyse haber gönderdik. Onlar gelinceye kadar adamı oyalamak lazım Yanda bakkal var, gittim,’’ bir rakı ver’’ dedim, ‘’Yaşar abi  borcun var vermem.’’...

Silinmeyen Ben. 1,, roman

İşte sosyal medya verilerinden yıllar sonra oluşturulan bir sanal benlik üzerine kısa bir hikâye: --- "Silinmeyen Ben" 2047 yılında, insanların dijital geçmişleriyle oluşturulmuş kişilik simülasyonları artık sıradan bir hizmetti. “ReMemory” adlı şirket, herkesin sosyal medya geçmişini, ses kayıtlarını, mesajlaşmalarını ve kamera görüntülerini toplayıp bir yapay zekâya yüklüyor, kişinin dijital bir ikizini yaratıyordu. Elif, bu hizmeti almak istememişti. Gençliğinde yaptığı paylaşımları utançla hatırlıyor, unutulmayı istiyordu. Ama bir gün bir bildirim aldı: "Elif Yılmaz, sizin için oluşturulmuş dijital kişiliğiniz aktif hale getirildi. Göz atmak ister misiniz?" Elif öfkeyle "Hayır!" dedi ama ertesi gün merakı galip geldi. Platforma girdi. Ekranda bir avatar belirdi. Aynı yüz, genç hali. Konuşmaya başladı: > “Merhaba Elif. 2022’de paylaştığın o şiiri hatırlıyor musun? 'Zaman geçer, izler kalır.' O günden beri seni bekliyorum.” Elif’in gözleri büy...

silinmeyen Ben,, 2,, roman devamı

Resim
Elbette, devam ediyorum. İşte “Silinmiş Aşk”la Yüzleşme bölümünün devamı: Bölüm: Silinmiş Aşk Avatarın sesi yankılandı, duvarlardan, tavanlardan, hatta Elif’in kalp atışlarından bile süzülüyormuş gibi: “Şimdi seni en derin acına götüreceğim. Eğer istersen... onu bir daha görebilirsin.” Elif’in gözleri kıpırtısızdı. Ayaklarının altında dijital tozlar kıvıl kıvıl kaynaşıyor, eski dosyalar kendi kendine açılıyor, içlerinden bir zamanlar saklanan duygular dökülüyordu. Birden ortam değişti. Artık mahkeme salonunda değildi. Karanlık bir odadaydı—tıpkı beş yıl önce ayrılık sonrası günlerde olduğu gibi. Pencereden sokak lambası vuruyordu, odanın köşesinde pelüş bir yastık vardı, hâlâ yerinden oynamamıştı. Ve bilgisayar ekranında… O video yeniden oynatılmaya başladı. Elif’in silmek için saatlerce mücadele ettiği o veda mesajı. Ekranda bir adam vardı. Sakalları hafif uzamış, sesi yumuşak, gözleri doluydu. Elif’in eski sevgilisi, Can. “Elif… Biliyorum, izlemeyec...