Kayıtlar

Silinmeyen Ben. 1,, roman

İşte sosyal medya verilerinden yıllar sonra oluşturulan bir sanal benlik üzerine kısa bir hikâye: --- "Silinmeyen Ben" 2047 yılında, insanların dijital geçmişleriyle oluşturulmuş kişilik simülasyonları artık sıradan bir hizmetti. “ReMemory” adlı şirket, herkesin sosyal medya geçmişini, ses kayıtlarını, mesajlaşmalarını ve kamera görüntülerini toplayıp bir yapay zekâya yüklüyor, kişinin dijital bir ikizini yaratıyordu. Elif, bu hizmeti almak istememişti. Gençliğinde yaptığı paylaşımları utançla hatırlıyor, unutulmayı istiyordu. Ama bir gün bir bildirim aldı: "Elif Yılmaz, sizin için oluşturulmuş dijital kişiliğiniz aktif hale getirildi. Göz atmak ister misiniz?" Elif öfkeyle "Hayır!" dedi ama ertesi gün merakı galip geldi. Platforma girdi. Ekranda bir avatar belirdi. Aynı yüz, genç hali. Konuşmaya başladı: > “Merhaba Elif. 2022’de paylaştığın o şiiri hatırlıyor musun? 'Zaman geçer, izler kalır.' O günden beri seni bekliyorum.” Elif’in gözleri büy...

Şükrü 1

Akşam üstü. Işık ne tam sarı ne tam soluk. Arada kalmış bir saat. Kahve kalabalık ama sesler boğuk. Sanki herkes konuşuyor da kimse bir şey söylemiyor. Ben köşedeyim. O, her zamanki yerinde. Kapıya yakın masa. Kalabalığa uzak. Elektrikçi. Adını söyledim mi, hatırlamıyorum. Zaten önemli değil. Bazı insanlar isimlerinden çok duruşlarıyla kalıyor akılda. Geliyor. Oturuyor. Çay. Sigara. Başka bir şey yok. Herkesi tanıyor. Ama kimseye ait değil. Selam veriyor, bitiriyor. Uzatmıyor. Sanki kelimeler de onun için birer masraf. Bir gün ışık titredi. Kimse anlamadı. O baktı sadece. “Topraklama zayıf,” dedi. Sesi yüksek değildi ama doğruydu. Hep doğru gibi. Beş dakika sonra ışık düzeldi. Kimse teşekkür etmedi. O da beklemedi. Telefonunu çıkarıyor bazen. Trabzonspor maçı. Sessiz izliyor. Tepki yok. Sevinç yok. Üzüntü yok. Sadece bakıyor. Ben söyledim bir gün: “Ben Göztepeliyim.” Baktı. Kısa. “İyi takım,” dedi. Uzamadı. Ama yetti. Konuşmalarımız hep kısa. Ama boş değil.7 “He...

ŞÜKRÜ 2

Akşam üstü. Işık ne tam sarı ne tam soluk. Arada kalmış bir saat. Kahve kalabalık ama sesler boğuk. Sanki herkes konuşuyor da kimse bir şey söylemiyor. Ben köşedeyim. O, her zamanki yerinde. Kapıya yakın masa. Kalabalığa uzak. Elektrikçi. Adını söyledim mi, hatırlamıyorum. Zaten önemli değil. Bazı insanlar isimlerinden çok duruşlarıyla kalıyor akılda. Geliyor. Oturuyor. Çay. Sigara. Başka bir şey yok. Herkesi tanıyor. Ama kimseye ait değil. Selam veriyor, bitiriyor. Uzatmıyor. Sanki kelimeler de onun için birer masraf. Bir gün ışık titredi. Kimse anlamadı. O baktı sadece. “Topraklama zayıf,” dedi. Sesi yüksek değildi ama doğruydu. Hep doğru gibi. Beş dakika sonra ışık düzeldi. Kimse teşekkür etmedi. O da beklemedi. Telefonunu çıkarıyor bazen. Trabzonspor maçı. Sessiz izliyor. Tepki yok. Sevinç yok. Üzüntü yok. Sadece bakıyor. Ben söyledim bir gün: “Ben Göztepeliyim.” Baktı. Kısa. “İyi takım,” dedi. Uzamadı. Ama yetti. Konuşmalarımız hep kısa. Ama boş değil. “Her...

Agim Rıfat Yeşeren

45 yıllık dünyalar güzeli eşimi kaybettim ŞİİR GİBİ Mevsim mevsim ballanmış Olgun yemişler gibisin Giderek daha tatlı Giderek Gittikçe gelen Geldikçe gidensin Yeniden doğacak  Batan güneşler gibisin Çoğaldıkça tek Tek başına kaldıkça çok Çok güzelsin Nerde otursan Nereye dokunsan Sen hep sen Sen yine hep sensin Benden de Senden de önce Benden de Senden de sonra Sen çok Çok güzel bir şiir gibisin    (16.06 2022)

lise arkadaşları

Resim
Kafenin camları buğulanmıştı. Dışarıda hayat akıp giderken, içeride zaman sanki eski bir defterin arasına sıkışmıştı. Birer birer geldik. Önce gözlerimiz tanıdı birbirini, sonra gülüşlerimiz. Yıllar, yüzlerimize küçük izler bırakmıştı ama seslerimiz hâlâ aynıydı. Masaya oturduk, çaylar geldi. İlk yudumda, sanki lise koridorlarına geri döndük. “Hatırlıyor musun?” diye başladı biri. Bir cümle yetti… Gerisi çorap söküğü gibi geldi. En çok da öğretmenlerimizi andık. Tahtaya sertçe vuran o tebeşir sesi, sınavdan önceki sessizlik, yakalanan kopyaların utangaç kahkahası… Hepsi birer birer masaya oturdu sanki. İçimizden biri, yıllar önce kaybettiğimiz öğretmenimizin adını fısıldadı. Bir an sustuk. Çaylarımız soğudu, gözlerimiz doldu. Sonra aileler… Birimizin babası artık yoktu, birimizin annesi hastaydı, birimizin çocuğu büyümüştü. Hayat, hepimize farklı yerlerden dokunmuştu. Ama o masada, hepimiz yine aynı sırada oturan çocuklardık. Gülüşlerimiz, hüzünlerimize karıştı. Geçmişle bugün arasında...

zeytinalanı 2- kafe maya

Resim
Tahta sıraların sessizliğinde oturuyorum. Güneş, tentenin kenarından sızıp masaya düşüyor; sanki zaman, ince bir ip gibi yavaşça çözülüyor burada. Karşımda küçük bir çay ocağı… İçeride biri sırtı dönük, kendi dünyasında kaybolmuş gibi. Belki de her gün aynı bardakları yıkıyor, aynı çayı demliyor ama her defasında başka bir hikâye kaynıyor o demlikte. Rüzgâr, yan taraftaki ağacın dallarını hafifçe titretiyor. Eski bir kilimin desenleri, geçmişten bir şeyler fısıldıyor: unutulmuş sohbetler, yarım kalmış gülüşler, bir daha gelmeyen müşteriler… Ben bekliyorum. Belki bir çay, belki bir cümle, belki de içimde biriken o isimsiz duygunun cevabı için. Ve o an anlıyorum— Bazı yerler sadece oturulmaz, İçinde biraz yaşanır.

ikiztepe, Balçova

Resim
kiztepeler Mahallesi 2, Balçova Ekleyen Alaettin Coşkun  Ekleme Zamanı Mar - 28 - 2026  0 Yorum Bu mahallede lunaparkta yapılan korku tünelkerindeki efekt ve ışık oyunları içinde hilkat garibesi korkutucu siluetlere benzeyen tipler yoktu. Birkaçı hariç, buradaki gençlere can simidine sarılır gibi sarılabilirsin. İkiztepe, çukur mukur değildir, insanı çok hayvanı yoktur.  Adana Hüseyin, doğru sözü sever tepenin arkasında Kanat Apartmanında Göksel oturuyor.Gölsel’in akıl yürütmelerini iyidir. Süleyman Reno 12 marka  kum beji binek arabasıyla çok  gezmiş, içinde çok muhabbetler yapmışızdır. Süleyman yağız delikanlı, kötülük bilmez.. İki kardeş Mehmet ve Fatih, hemşerimdir. Kalbleri güneş kadar aydınlık ve sıcak. Ramazan ayında, Yalçın’ın kahvede oturuyor, bilardo, kağıt ve okey oynuyoruz, sobanın üstünde ekmek kızartıp, çay içiyor, sahuru yapıp eve gidiyoruz. Ha Can insan Hüseyin, Bodrum’a çalışmaya gittiğinden Bodrum Hüseyin derdik ve kardeşi Cenk, sup...