Kayıtlar

Arap Fikret

Arap Fikret! Sahaya çıktı mı basmadık yer, koşturmadık top bırakmıyor. İzlemesi acayip keyifli, tam bir makine. 😉 Göztepe'ye gelse ilaç olur mu dersin, ne diyorsun bu işe?. 😉 İnanılmaz bir hikaye! Tam o eski toprak, "gazla çalışan" futbolcu döneminin efsanevi (ve bir o kadar da acımasız) antrenman metotlarından biri de şöyle: Hocası gazı verip "Aslanım, koçum!" deyince Arap Fikret de muhtemelen topun içindeki tuğladan habersiz, o hırsla ve aidiyetle kafayı bir gömüyor... Sonrası tam bir dram ama bir yandan da o dönemin futbolundaki saf adaleti ve fedakarlığı gösteriyor. Yarı baygın yerde yatarken bile o topa kafa vurmuş olmanın gururu vardır kesin! Bu hikayenin devamı nasıl geliyor peki? Kafayı vurup bayıldıktan sonra hoca ne yapıyor, Fikret kendine gelince ne diyor? Hikaye tam bir "Yeşilçam filmi" gibi bitti ama o dönemin futbol mantalitesini de muazzam özetliyor! "Taş kafa" rakip stoperi alt etmek için antrenmanda gerçek tuğla patlatmak.....

Bortofino İzmir'de

Ege’nin Kalbinde Yeni Bir Sayfa: Bortofino İzmir’de ​İstanbul sokaklarında efsaneleşen Prens Bortofino, içindeki keşif duygusunun yeniden uyandığını hissetti. Bu kez rüzgar onu güneye, palmiyelerin gölgesinde parıldayan, özgürlüğün ve körfezin şehri İzmir ’e doğru çağırıyordu. İstanbul’daki dostlarına veda edip, yeni bacaklarının verdiği güçle yola koyuldu. ​Balçova’nın Şifalı Suları ​İzmir’e adım atar atmaz, yolculuğun yorgunluğunu atmak ve ameliyatlı bacaklarını daha da güçlendirmek için ilk durağı Balçova oldu. ​ Termal Mucize: Antik çağlardan beri kralları ve savaşçıları iyileştiren Balçova’nın şifalı sıcak sularına bıraktı kendini. ​ Doğanın Gücü: Toprağın derinliklerinden gelen bu şifa, hekimlerin ona kazandırdığı güçlü bacak lifleriyle birleşti. Bortofino, her zamankinden daha hafif, daha çevik hissetti kendini. Artık sadece yürümüyor, adeta rüzgarla yarışıyordu. ​Zeytinalanı’nda Huzur ve İlham ​Vücudu tamamen eski gücüne kavuşan Bortofino, zihnini dinlendirmek için ...

Bortofino

Harika ve ilham verici bir hikaye! Prens Bortofino’nun bu modern masalını biraz daha fantastik, mistik ve görsel olarak zengin bir dille yeniden tasarladım. Sıradan bir uçak yerine göksel bir gemi, İstanbul’un ise o eski, büyüleyici ve tarihi dokusunu işin içine katarak hikayeyi senin için yeniden kaleme aldım: # Gümüş Kanatlı Prens: Bortofino’nun İstanbul Mucizesi Bir zamanlar, bulutların ötesinde, yıldız tozlarından inşa edilmiş **Aurelia Krallığı** vardı. Bu krallığın en meraklı, rüzgarı bile peşinden sürükleyen maceraperest prensi **Bortofino**’ydu. Bortofino, dünyayı sıradan bir araçla değil; kendi tasarladığı, güneş enerjisiyle çalışan gümüş kanatlı gök gemisiyle keşfederdi. Bir gün, gökyüzünün en hırçın fırtınasına yakalandı. Gemisinin gümüş kanatları büküldü ve kontrolü kaybederek yeryüzünün en büyüleyici siluetine, iki kıtanın birleştiği **İstanbul**’a doğru hızla düşmeye başladı. ### Gölgelerden Yükselen Umut Gümüş gemi, tarihi yarımadanın yakınlarında yere çakıldı. İstanbul’...

Kara Kız G Bernard Shaw

Bu kaynak, George Bernard Shaw’un **Kara Kız** adlı eserinin sesli kitap formatındaki bir dökümüdür ve genç bir Afrikalı kadının **Tanrı arayışını** konu alan felsefi bir yolculuğu anlatır. Hristiyan eğitimi alan kahraman, elinde İncil ve topuzuyla ormana dalarak aralarında **vahşi bir yaratıcı**, **tartışmacı bir entelektüel** ve **bilim insanı** gibi figürlerin bulunduğu çeşitli karakterlerle karşılaşır. Bu süreçte karşılaştığı her dini ve felsefi görüşün tutarsızlıklarını sorgulayan genç kız, sonunda **fiziksel sembollerin** ötesine geçer. Hikayenin sonunda, Tanrı'yı soyut bir kavram olarak aramak yerine hayatın ve emeğin içinde, bir **bahçeyi çapalamakta** ve aile kurmakta huzur bulur. Anlatı, insanın manevi hakikati bulmak için yerleşik dogmaları yıkması ve **kendi yaşam döngüsü** içinde bir anlam inşa etmesi gerektiğini vurgular.

Tramvay Muhabeti

Tramvay  Muhabbeti,,  Bindim, yanlamasına sabitlenmiş üç kişilik oturaça oturdum, yanıma iki kadın oturdu,, kadınlar hasret gideriyor, belli,, günden beri görüşmemişler, muhabbet iyi,, biri:"bizim Meral telefondan 800 bin lira dolandırılmış" diğer kadın:'" yazık, nasıl olmuş!?" "" telefondan bi reklam çıkmış, para yatır hemen kazan, bu ilk bir iki kazanmış ama sonra parası gitmiş "..  Ben atladım" benim hanımda 20 bin kaybetti, tanınan birinin videosu var, para yatır şirkete ortak ol, diyo,, yapay zeka yapıyo, çok kandırılan var,,  yasaklandı ama! Kadın :"yasaklanıncaya kadar  giden gitti".... Unutmadan yazayım, birinin kocasının bir şeyi yokmuş aniden kötü olmuş, hastalanmış!!?? Not:20 bin falan hikaye, benim hanım verir mi!!!!

Şifacı Kadın ve Rüzgar Gülü Kadın

## Bir Varmış, Bir Yokmuş: Bal Vadisi’nin Şifalı Yükselişi Bir varmış, bir yokmuş... Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; termal suların yerden fışkırdığı, narenciye kokulu, tepeleri yeşil bir **Bal Vadisi** varmış. Bu vadinin şirin sokaklarında, hayatın kendi ritminde akıp gittiği günlerden birinde, hikayemizin kahramanları sahneye çıkmış. ### Şifacı Kadın ve Rüzgar Gülü Koca Vadinin yaşlılar evinde, saçlarına ak düşmüş ihtiyarlara sevgiyle bakan, onlara şifa dağıtan mütevazı bir **Şifacı Kadın** yaşarmış. Gece gündüz demeden çalışır, üç kuruş helal lokma için ter dökermiş. Bir de onun **Rüzgar Gülü** lakaplı bir kocası varmış. Bu koca, çalışmaktan ziyade Bal Vadisi'nin kahvehanelerinde, meydanlarında dolaşmayı çok severmiş. Ağzı öyle iyi laf yaparmış ki, duyanlar onu memleketin en büyük dertlisi sanırmış:  * Bazen en sol köşede durur, *"İşçinin, emekçinin hakkı!"* diye haykırır, **İşçi Sancağı** altında boy gösterirmiş.  * Bazen rüzgar yön değiştirir, o da yönünü de...

Mezarcı

Güneşin gökyüzünde adeta eridiği, sıcağın topraktan buhar olup yükseldiği bir gündü. Yaşlı mezarcı kulübenin önündeki gölgeliğe sığınmış, alnının terini siliyordu. Oğlu öne doğru bir adım attı, elindeki ağır demir küreği çatlamış toprağa sertçe sapladı. Doğrulup yakasını çekiştirerek nefeslendi: — Öf... Hava bugün çok sıcak. Babası, derin çizgilerle kaplı yüzünü gökyüzüne çevirdi: — Elli senedir böyle sıcak olmamıştı evlat. İhtiyarlık işte, beni daha bir başka etkiliyor. Oğlu gülümsedi, babasının omzuna dokundu: — Yok canım, yaşla ilgisi yok. Beni de sıcak fena zorluyor bugün. Onlar, mezarlığın kalbindeki küçük kulübede yaşayan, ölümün sessizliğini hayatın ritmi belleyen iki can yoldaşıydı. Baba yaşlanıyordu ama içi rahattı; arkasında dağ gibi duran, işine sadık oğlu vardı. Gel zaman git zaman, kaderin cilvesi babadan önce oğulun kapısını çaldı. Genç adam amansız bir hastalığa yenik düştü. İşte o gün, yaşlı mezarcının hayatındaki en ağır, en bitmek bilmeyen gün oldu. Yıllarca başkaları...