#almanyalı Ahmet

ALMANYALI AHMET (BERBER AHMET)
……öncesi, günlükte- notlarda (7 Nisan 25) veya Çayhane Hikayeleri
       Aslen, bu Karamanlı. Karaman’ın Hecceler köyünden, İstanbul’a gitmiş. Daha önce İstanbul’a göçen hemşehrilerinin yanına gelmış. Dolapdere’de bulunmuş. Kalite adam. Güngörmüş, günler görmüş! Tarlabaşı hikayeleri var! On altı yaşından itibaren, köylülerinin yanında kallmiş. Köyden samimi bir arkadaşı çağırmış, o da gitmiş. Ahmet abi, dört kardeşten en ufağıymış. Tarlabaşı’nda bir berberde çalışmaya başlamış. Pavyonda çalışan bir kadın bir apartman kiralamış, odalarını tek tek kiraya veriyormuş. Hemşehrilerinin yanından ayrılıp, orada  kalmaya başlamış. İlk iş olarak,kazandığı paradan, gramofon ve Hafız Burhan’ın taş plağını almış. Devamlı makber şarkısını dinliyormuş.’’ Her yer karanlık pür-nur o mevkin…’’ Sonra Malatyalı Fahri Kayahan dinlemiş. Malatyalı Fahri’nin hikayesinden etkilenmiş. Hikaye acıklı! Malatyalı Fahri, birini sevmiş, sevdiği kadına iftira atmışlar; ahlaksız demişler. Bu da kaçmış Şam’a gitmiş. Şam’da kalamamış geri dönmüş. Dönmesine dönmüş de iftiralara dayanamayan sevgilisi, kendini öldürmüş. Fahri, bundan sonra bunalım takılmaya başlamış, damar şarkılar yapmış. Ahmet, berberde traşa devam!
  Köyden, Karaman'dan, İstanbul'a çalışmak için gelenleri önce bizim yanımıza gönderirler, iş bulalım, yardımcı olalım diye! Birine yardımcı oldum, kundaracı,, çalışkandı. Bu yedi katlı bina almış, Dolapdere'de. Gittik yanına, yazıhanesine oturduk, çay içtik. İstanbul'da çalışana para çok, kafayı da çalıştıracak.. .
 Biz, üç arkadaş kalmaya başladık, biri Ahmet Sezgin:in baş sazcısı, biri de orkestrada dilsiz kaval çalardı.  Baş sazcı ve ben içerdik, kavalcı  içmezdi. Ağzına zorla şarap şişesini dayardık yine de içmezdi, sigarası da yoktu, sigara içki hayatta ağzına koymazdı. üçümüz askere gittik bunlar bando takımına girdi, ben, K. Evren'in berberi oldum, Yıllar sonra bi arkadaş bizi Teoebaşı'nda bi gazinoya götürdü. Bu kavalcı orda.İçmeye başlamış. "Ya ne yaptın" dedim "Ne yapayım bu alem böyle" dedi. "Kavalcı, bir İngilizle evlendi, sonra Hollandalı!! Genç yaşta öldü bu!! 
      - Bir gece, saat 12 de biri kapıyı tıklatıyor. ‘Ben kapıyı kapattım temizlik yapıyom. Tak tak cama vuruyor. Açtım. ‘’Bi yüzlük bozar mısın?’’ dedi. ‘’ Yok’’ dedim’’ O zamanlar 100 lira büyük para. Lokantada pilav- pasulye 60 kuruş … Nasıl bozucam?’ Bu ‘’ Sen beni tanıyon mu?’’ dedi ‘ Yok tanımıyom’’ dedim. Bu ‘’ Ben Sivas’lı Erdal. Beni iyi tanı’’ dedi, çekti gitti. Saçları kınalı gibi, kırmızı kafa yani! İyi giyimli, takım elbise giymiş, üstü başı temiz, ayakkabılar boyalı!
    Ertesi gün, akşama doğru geldi. ‘’ Dün hata yaptım, kusura bakma, gel karşıda iki tek atalım. ‘’ demez mi! 
     Karşıda Ermeninin çalıştırdığı meyhane var. Benim dükkanın karşısı, tanıyom adamları, gittik. Sivas’lı masayı donattı. Bir ufak rakı söyledi. Keyfimiz  iyidi-
   ‘-Ahmet abi, hesabı ödedi m?
 -  Ödedi ! Ödedi!
     Çaycı Şaban olaya dahil oldu ‘’ O içtiği çayın parasını bile verirdi. Bilmem ama hep parası vardı. Para bir yerden geliyordu! Hep takım elbise giyerdi’’ Şaban, Dolapdere’de bulunmuş. Bilir!
       Berber Ahmet, anlatmaya devam! – Kumarhane çalıştıran, mafya tipli, Kürt İdris denen birinin adamı olduk. Rum kahvesini bastık. Ermeni Harekel var,  kaçıyor. Yenişehir sahasında polis ekibine denk gelmiş. ‘’ Koşun, yetişin, bizi öldürüyorlar’’ Polisler bize bi daldı. Başka ekip geldi. Kaçan kaçtı. Beni, ekip arabasına attılar.  İleride arabadan indirdiler. Birkaç arkadaşı öbür araba ile merkeze götürdüler. Biz de gittik! Neyse ! Kavga işte! Onlarda serbest bırakıldı. Tarlabaşı’nda olay bitmez. Durum kel, acele gel!
     Berber Ahmet, Karamanlı Ahmet, Dolapdereli Ahmet, adamın dibi! Gün görmüş, günler görmüş, geçirmiş! Kürt İdris, kumarhaneci Nurettin’i pusuya düşürüp öldürünce, Ahmet, Kürt İdris’ten soğuyor, onun yanından ayrılıyor. Kürt ile Nurettin bir akşam atışıyorlar. Birbirinin ayağına sıkıyorlar gibi bir şey yapıyolar.. Olayı Nurettin’in annesi duyuyor. O da Tarlabaşı’nda oturuyor. İkisini eve çağırıyor, barıştırıyor… Sonra Kürt İdris, adamını Nurettin’i çağırması için gönderiyor,’’ Abi gel, senle görüşmek istiyor.’’ ‘’ Yaa, geç oldu, eve gideyim’’ Adam yalvarıyor. ‘’ Abi gel gelmezsen bizi marizler’’ Kürdün adamı ağlayacak nerdeyse’ Nurettin’de gidiyor. Kürdün yazıhanesine giriyor,  koltuğa oturuyor. Ne içersin falan filan bu arada ışıklar sönüyor, Nurettin’in üzerine kurşunlar yağıyor. Nurettin’de sıkıyo ama boşuna. Otuz kişi vardır, kurtulmak zor!..._ Nurettin’in kumarhanesi Yeşilçam sokağında, İdris Tarlabaşı’nda, iki katlı altı kahve üstte oyun oynatıyor. Bunlar meşhur olmak, aga olmak derdindeydi!
       Kumarhaneci Hikmet Kars’lı, Kürt İdris Malatya’lı. . İdris, çok insanın yerine çökmek istiyor onun için öldürdü. Dolapdere’de Rum evlerini genelev yapmak istiyodu. Ermenilerin kahvesini basıyolar. Bir yerlerden İstanbul’a gelmişsin. İstanbul’un ağası benim demek için öldürüyor. Anadolu yakasının haracını sen ye ben bu yakayı! İDündar K…., İdris’e: ‘’ Kürt sen Anadolu yakasına bak, ben Rumeli yakasına. Pay ediyorlar… Dündar K…., sigara, haraç işine bakar.Dündar K…. Ya devletin adamı ya da polisle iyi geçiniyor. Karakolun kömürünü alır, arabasına benzin kor! Ama, İstanbul’u kimseye vermezler! Bunu bilmek lazım!
       --Nurettin öldürülünce, Dolapdere’de bir deli: ‘’Nurettin öldü! Nurettin öldü’’ diye bağırarak  yürüdü… Kürt İdris’in namı yürür mü? Ahmet abi devam ke; "Gençler İstanbul’a göç ediyor. Kürt İdris, bunlara sahip çıkıyo, takım elbise, cebine para, yatacak yer, karı zaten var. Bedavaya kendi ordusunu kuruyor. Nurettin’in abisi var Fethi. Fethi, bir akşam, Harem otogarda, bir kıza saldıran on kişiyi pert ediyor. Bu kız, Gebze’li. Babası fabrikatör. Kız, babasına olayı anlatıyor. Babası, ‘’o genci bana getirin. Fethi geliyor… Kızla evleniyor veya zorla evlendiriliyor. Fabrikanın başına geçiyor. Çoluk çocuğa karışıyor… Yıllar sonra abisi öldürülünce, annesi abinin öcünü al diyor. Fethi ‘de ‘’ anne benim çocuklarım var, işim var, yapamam’’ diyor.. Ama Fethi, Gebzeli Fethi, namı da var, Kürdün yularını az da olsa çekiyor.
       Berber Ahmet’ de Almanya’nın yolunu tutuyor. Berber Ahmet de hikaye çok. Yaşamış adam. Karaman Hecceler’de geçen bir olayı hikâye etti.
         - Asker gidicem. Yıllardır İstanbul’da kalıyom. Anneme ve babama gideyim hasret gidereyim. Böyle bir sevinsinler diye Karaman’a gittim. Cumhuriyet bayramı, Topuzoğlu’da bayram diye izine gelmiş. Yaşı elli beş ama! Akşam arkadaşın berber dükkanında çaya konyak koyduk içiyoz! Yanda kahve var. Topuzoğlu, kahveye daldı. Yaygara gürültü. Kahvede iki yüz kişi vardır, herkes çil yavrusu gibi dağıldı. Kahvede kimse kalmadı. Bu, ordan çıktı bizim yanımıza geldi. ‘’Ne içiyonuz? Ooo bunlar koktey yapmış içiyo’’ Ben usturayı aldım, arkamda tutuyom. Kesicem. Kafaya koydum. Ama bu yalnız değil, arkadaşları var. Biri, savcının oğlu, biri emlakçının oğlu. İki arkadaşı dışarda duruyor. Bunlar benim ustura aldığımı gördüler. Hemen telaşla’’ Topuz gel ya! Boş ver! İşimiz var, hadi gidiyoz.’’  Topuzoğlu’nu aldılar. Benim arkadaş nasıl kaçıyor, ayakları götüne değiyor! O da toz oldu!.. Topuz oğlu sakat adam. Bu bir arkadaşıyla karı ayarlamış, fayton ile gezmek istiyorlar, kafaları kıyak. Şehrin dışına çıkmak istiyorlar, faytoncu kabul etmiyor, faytoncuyu öldürüyolar. Topuzoğlu ilk hapise böyle giriyor! Bu elli beş yaşınsa hapisten çıkıyor askere gidiyor. Asker sonrası taksicilik yapıyo. İki kadın bunun arabaya biniyo. Kadınlar Aralarında ‘’ bu adam varmış çok belaymış, köyün belalısı, adam da öldürmüş, diğer kadın ‘’ adı topuz mu ney miş’’ . Direksiyondaki Topuzoğlu ‘’ o adam benim ,Topuzoğlu benim’’ Kadınlar ‘’ aaa oğlum, güzel oğlum’’ deyip, taksiden iniyolar..
  Ya neler neler! Durum kel acele gel! Ya iişte!
Caski vardı bide!  Caski hapisten yeni çıkmıştı. Hecceler mahallesisin yakışıklı bir kasabı vardı. Genç, uzun boylu, aslan gibi bir çocuktu. Kasap, Caski’ye sofra kuruyo beraber içiyolar. Neyse başka bir gün yine içkiye gidiyolar. İçiyolar. Caski, silahını çıkarıyo, masanın üstüne koyuyo. ‘’Bak seni istesem vururum’’ Kasap’’ Ya onu sok beline ne alakası var şimdi’’ Vurursun vuramazsın. Caski, tek atışta kasabı vuruyor. Öldü çocuk. Yazık oldu. Çok yakışıklıydı. Eee! Caski için hapishane en iyi yer. Dışarda ne yapıcak? Hapishanede ekmek elden, su bedava’ Yat gitsin!
      Berber Ahmet, asker gidiyor. Askerden sonra Karaman’a gidiyor. Dükkan açıyor. Evleniyor. 1967 de Almanya’ya  gidiyor. 
Ahmet abi, Almanya’dan emekli. Daha çok Türkiye’de kalıyor..
Ahmet abi: - İlk gittiğimde bi Nevşehirli ile kaldım. Ben yemek yapmasını bilmiyodum, yemekleri o yapıyordu. Genelde aynı yemekler olurdu. Bu gelirken borçlu gelmiş, aylığı alınca biraz para verirdim, ama her ay böyle! Baktım olmayacak,  bu böyle olmaz hep makarna yenir mi? Gittim sucak falan aldım. Altı ay idare ettim, sonra hanım geldi, bi ev buldum, kiraya çıktık.. 
    - Ahmet abi, Almanya’da iki maaşla araba alınıyormuş?
  -  İnanma. Burdan oraya giden, hemen araba alamaz. Ev tutacak kira vericek, elektrik var, ısınma var, bide geçinecek. Olmaz. Ben gittiğimde heimde ( apartman, bir odasında kalınıyor,locman gibi) kaldım. İlk SABA televizyon fabrikasında çalıştım. Tanıdıklar vesile oldu Köln’e gittim,FORD’da çalışmaya başladım. Maaşım iyidi. FORD’da çalışanlara arabayı iskontolu veriyorlardı. Örnek diyom,araba üç bin liraysa, iki bin üç yüze veriyodu.
     - Ev nasıl alınır. İki senede ev alınıyo diyolar.
      -O daha zor. Sekiz seneden sonra ya Alman olursun(kimlik almak) ya da öyle kalırsın. Sana, her Almanın sahip olduğu hakları verir. Ev alırsın o da taksitle, maaşından kesilir.
      -Giden gelemiyor. Benim bir arkadaşımın burda beş dairesi var yine de dönüp gelemiyor.
     - Benim biladerin evi var. Şimdi yirmi milyon eder. Çok lüks. Boş duruyo. Gelemiyo. Orda torunları varmış! Almanya’da işten çıktın mı iş bulman zor. On sekiz ay işsizlik parası alıyon, ondan sonra bir alt kurumu dört yüz Euro ödeme yapıyor. Bu aylıkla sürünür. FORD fabrikasında 35 bin işçi vardı,çıkardı şimdi 2 bin 3 bin işçi kaldı. Ahmet abinin oğlu, ‘’ bir –bir buçuk sene sonra fabrika kapanır ‘’ demiş. (sene 2025) Almanya’da, işçi saat ücreti, pahalı. Fabrikalarını başka ülkelere taşıyor, işçi ücreti ucuz olan ülkelere taşıyor. En kiraları yükselmiş. Pahalılık var. Ekmek 3 euro dan 10 euroya çıkmış. Almanya’da gıda hep başka ülkelerden gelir. Sanayi ülkesi ya! Sadece patates ağırlıklı üretiyor,eti var zaten! Almanya’da işsiz çok. Millet işsiz. İddia oynayan çok. Metroya inerken önünü kesiyolar, soyuyorlar. Hele geceleyin kızlara sarkıntılık ederler.
  -Metro sakat desene!
  --Ben çalıştığım fabrikanın lojmanında kalıyodum. Aylık kirası ucuzdu. Ev güzeldi, privat yani! O evi hanım hasta olunca verdiler. Öyle lojman için belediyeye gidicen, işlemi çok! Şimdi kiralar fazla,  !500 euro alan 1400 ev kirası vermek zorunda. Yardım parası alıyorsa bisiklet bile alamaz, araba hiç, nerden aldın derler, maaşını keserler. Türkiye’de herkes emekli! Yaşlılık parası var. Hasta bakım parası var! Almanya’da ayrılmalarda, kocası kadına nafaka öder! Benim evin orda kahvede emekli baş çavuş var.’ Türkiye’de demokrasi yok’’ diyo. Ben de’’ Demokrasi olmasa burda oturabilir misin? 24 saat otur, kimse bir şey demez! Almanya zor : İşsiz biri gelir sana çarpar, dokanır. Sen dokandın mı kendini yere atar bayılır.
  - Neden?
  -Şikayet eder, darp etti der, para alır
 --Ahmet abi, Almanya’dan bir arkadaşım ‘’ Biz burada iyiz. Size Allah yardım etsin’’ diye mesaj attı.
  -Onlar, izine gelemez. Parayı harcayamaz. Euro değerli ya! Yastık altına, halının altına saklıyolar.
  -Hadi ya!
  -Onları dinleme boş ver! Yirmi sene annesini görmeyen var. Türkiye'ye gelmeye para yetmiyor. Gittiğim bir birahane vardı, başka içkilerde var. Ben giderdim. Birahanenin üstünde bir Türk otururdu. On beş sene birahaneye inmemiş. Tek bir çay içmemiş. Tek yaşıyor. Ölüyor. Kırk gün sonra polis gelip kapıyı açtı. Kurtlanmış. Hep para biriktirmiş. Oğlu Türkiye’den gelip cenazeyi aldı. Bu kurtlanınca kurtçuklar aşağıya , birahaneye inmeye başladı öyle fark ettik! Kaçak gidenin, orda çalışma şansı yok. Almanya’da çalışan Karamanlı biri izine geliyor Yan komşusu kadın, ondan oğlunu Almanya’ya götürüp orda çalışmasını istiyor. Götürüyor bu! İyi ki sınırda yakalanmamış. Çocuk esrar götürmüş yanında satmak için!
   Almanya’da kumar yaygın. Devlet casinoları var. Bir Türk sokağı var, hep Türkler dükkan açmış. Birahane, kumarhane, kahve, Almanya hükümeti bunlara ses çıkarmıyor. 6. Filo, 7. Filo kumarhane isimleri. İş arkadaşım vardı, Ali Faik, kumarhanesi var.Masada uyurdu. Hem Ford fabrikasında çalışıyo hem kumarhane işletiyor. Nasıl oluyosa!
      Yusuf vardı. kumardan kalkıyo dönercide çalışıyo sonra lokanta açıyo, her gün üç tane 1200 kg döner sarardı, çok zengin oldu. Kumarda hepsini kaybetti. Baden Baden kasabasında, kumarhane var. İstanbul’dan gelip burada bir gecede 500 bin Euro kazanan var. Sonra arkadaşının emanet ettiği 250 bin lirasını kaybeden var ve 500 bin kaybeden var. Kumarcının kumarcıya beş kuruşu geçmez! 
    Bir genç vardı, Recep;  yakışıklı, çoluğu çocuğu var evi var İstanbul’da üç dairesi var. Bunlar karı koca çalışıyordu. İşleri de iyiydi.  Sonra bunlar işi bıraktı. Kumarhane açtı. Bir sürü kollu makinesi de vardı.  İyi para kazanıyordu! Biri bunu kumara alıştırdı. Barbut – zar- atılan bir kumarhaneye alıştırdılar bunu. Zarlar yuvarlak yani köşeleri oval. Kurbiyer (Krupiye) atıyor zarları, deriden yapılmış kupa gibi bir şeyle atıyo zarları, masanın etrafında belki kırk kişi  var. O, ona gider yapıyor öbürü ona gider yapıyor. Recep‘e sıra gelmesi zor. Gelicek de! ….!Ne ev kaldı, ne işi, ne de ailesi, dağıldı gitti.  Çocuğuna 50 bin lira kredi çektirdi onu da ödeyemedi. Çocuğu bile onu tanımaz oldu.  Recep iyi giyinirdi. Kravatsız gezmezdi. Belinde silahı ! Uzun boylu, aslan gibiydi. Yazık oldu. Çok hırslıydı. Hırsı ona zarar verdi. Onu zara alıştıranlar da kayboldu!, terk ettiler. Recep’i en son bir yerde gördüm, sefil olmuş. Bana 1500 mark borcu vardı, onu bile istemedim, gitsin dedim. Yazık oldu gence!
    Ben hep batakhanelere gittim. Bitirimhanelere gittim. Gittiğim yerler oralardı!!
      - - —------------------
        Bu Kastal çay ocağının olduğu pasaj, kirli mirli, salaş bir yerdir. Duru Parkın ordan girişte, dış cephede, sağda, manav var. Sol cephede spor ayakkabılar satan Aydoğan var. Girince sağda ilk dükkan KASTAL çay ocağı, onun sırasında, eskiden gümüşcü şimdi restorasyon  çalışması yapan, inşaatçı, sonra Berber Sinan, karşıda  Gürcan var, yanında bujiteri deposu ve suyu akmayan kapısı açılınca çiş kokan hela var, sonra duvar. Bu duvarlar boyansa  sandalye ve masalar tek tip olsa bir de Şaban'ın eskimiş motoru, velesbit ve kırık dökük sandalyeleri, yığıldığı yerden kalksa, pasaj gül gibi olur. Pasaj ilginç yerdir. İlginç kişilikler çay içmeye gelir. Berber Sinan, her öğlen karşı fırından gevrek alır, yer. Berberler pinti olur savını onaylar gibi! Sinan, Balçova’da en hızlı sakal tıraşı  yapan berberdir. Ben traş olurken TV’den müzik dinlemek isterim. İlk traşa gittiğimde TV de haberler açıktı, ‘’müzik çalıyo mu dedim ’’ TV ayarsız, başka kanal çıkmıyo’’dedi. ‘’Sinan, yeme beni’’ Neyse sesini kıstı. Sonraki gidişlerimde müzik açıyordu. Berber Sinan, işinde gücünde, evden işe, işten eve. Arada, ailesiyle, özellikle Pazar günleri geziyormuş. Arada bir de ufaktan götürüyor o da dükkanı kapattıktan sonra. Sonuçta, temiz ve güzel insan.. Poşet, kağıt ve ambalaj malzemeleri satan dükkan sahibi Gürcan, dükkanın önünde; kayın biladeri, iki oğlu, bazan Ahmet abinin Rus dediği suratsız ile götürürler, hafiften içerler dağıttıklarını görmedim, hafiften yani. çaktırmadan götürürler! Gürcan’ın büyük oğlu , temiz çocuk. Bazan onla Mozart’ın Türk marşını birlikte söyleriz, ağzımızla, birlikte, bi inceden hoş olur. Küçük oğlu  felaket iyidir. Uzaktan  ‘’ Ne haber Alattin abi’’ ‘’ Süper. İyim’’ ‘’ ’’ Kendine popüler davran’’ ‘’ Eyvallah! Sen de!’’  Gürcan’ın kayın biladeri kıyak adamdır. Kibar centilmen. Selamssız geçmez. Ben de öyle! Arada bize çay ısmarlar:
    KASTAL çay ocağını çalıştıran Şaban , üç aylar ve ramazan hariç, on beş günde  bir, Ahmet abi ile, spor ayakkabı satan, gülerek  incitmeden satan Aydoğan ile ocakta içerler. Fazla sinek olmaz üç kişi en fazla dört kişiyle, ,etrafa rahatsızlık vermeden içerler! Şaban, bazan tek takılır.
       Şaban, kumar hastalıktır dedi ya; bunun teyze oğlu ziyarete geliyor, geziyorlar falan, bir akşam teyze oğlu, Balçova belediyesinin karşısında, eskiden Domuzcuk Ersin'in yeri vardı, kahvehane ama Monte Carlo kumarhanelerini aratmaz, orada kumar oynuyor ve kazanıyor, fakat masadan kalkamıyor yada kaldırmıyorlar bu çaktırmadan Şaban'ı arıyor o zaman ev telefonları var, "Şaban gel beni kurtar" Şaban gidiyor buna bir fırça atıyor "Sen ne yapıyon burda, çabuk eve, sen İzmir'e kumar oynamaya mı geldin?" 
   Şaban: - Kazanıp kalkmak zordur. Biz bu parayı aslan gibi yedik, gezdik, içtik, sıçtık! 
   Günlerden bir gün, pasajda bir araya gelenler, ,Almanyalı Ahmet, Ahmet tada(abi), ve çok konuşan ama konuştuğu zor anlaşılan Rüşen dede, ve İzmirspor malzemecisi Rezzak ve tabii ki ben. "Çaylar benden, Şaban beş çay" Almanyalı en son gelmişti Rüşen dedenin masaya oturdu. El mahkum Rüşen'i dinleyecek, "Ahmet abi seni kurtarayım benim yerime gel" "Yok ya, boş ver, otur otur, iyi böyle" Ruşen Dedenin, tekrar edilen, anlaşılmaz şeylerini dinledi,. Mecbur! 
     —----------------------
 Bir cuma namazı sonrası yine Kastal çay ocağına geldim. Yaşar abide geldi.....                                         
    Eskiden kahve çalıştıran, kumar oynatan, Yaşar abi,(Abe).
   Köyden gelen biri, Yaşar abi’den ayran istemiş,’’ Biz de şehir ayranı var.’’ ‘’ O ne?’’ ‘’ İyidir. Buzlu!’’ köylüye  su katılmış rakıyı vermişler. Adam beğenmiş bir tane daha istemiş. Neyse adam matiz olmuş. Adamın çocukları ‘’ sen babamıza ne yaptın’’ deyip Yaşar abiyi dövmeye gelmiş!
      Yaşar abi, İzmir’e ilk geldiğinde Basmane Çorakkapı camisinin kenarında gevrek satmış ‘’ İşler çok iyidi. Belediye burda olmaz, karşıya tren garının oraya git dedi. Ben de tezgahı taşıdım. Sonra iyi bir paraya devrettim. Geldim Balçova’da kahve açtım. Almanya’dan biri geldi. İzine gelmiş. Aladin abime söyleyim! Atila göndermiş. Oyun kur diyo. Olur dedik. Bi adam Teleferik’te bi adam Konak’ta. Ceketsiz Hüseyin’le, Sessiz Hanefi. Neyse haber gönderdik. Onlar gelinceye kadar adamı oyalamak lazım Yanda bakkal var, gittim,’’ bir rakı ver’’ dedim, ‘’Yaşar abi  borcun var vermem.’’ ’’ Ver len şimdi başlamıyayım’’ Rakıyı verdi. Geldim. Adama sofra kurdum. Sessiz ile Ceketsiz geldi. Onlarda birer tek attı. Masaya oturdular. Almanyalıyı boğazladılar ama adam memnun bide bunu pavyona götürdük. Resim bile çektirdik. Atilla görsün abi’’
 - Yaşar abi, sen, oyun için açılan, yeni açılan destenin bile kağıtlarını biliyor dedin. Kağıdı tersinden nasıl tanıyor?
 - Tanıyor abi. Şaban burda o bilir!
  Şaban:- Bir iki oyundan sonra kağıda  tırnak atıyo!
 - Her kağıda nasıl atıyo?
- Büyük kağıtlara abe, abime söyleyim, papaz, vale, işte öle!
 -- Ne oynuyonuz siz? 
-Poker.
- Tamam anladım.
 Yaşar abi söze girdi:-şaban biliyo. Nede olsa masanın bir ayağı! Hee abi, Şaban bilir!
Şaban:- Çulsuz’un oraya gittim bi akşam. Biri ‘’ Şaban gel oyun oynayalım. ‘’ Oturduk.
-Ne oynadınız? 
-Yanık. Ben götürdüm, iyi kazandım. Arkamdan Çulsuz’a "Ne bu, hep kazandı" demişler. Bir daha ki sefere yine kazandım. Mekan sahibi Çulsuz, beni uzaktan takip etmiş. Çulsuz:’’ Adam dürüst oynuyo. Ne yapalım!
Şaban:- Kumar şans, gelirse oynarsın!
          Ben:- Yaşar abi, İstanbul’da abimin dairesinin karşısında genç biri vardı. Manitası da var. Bu gece gider sabah gelir. Son model arabası da var. Dikkatimi çekti. Abime sordum ‘’ Karşı komşu ne iş yapıyır? ‘’ Abim:- Kumarbaz o!’’ ‘’ Altında son model araba, lüks yerde oturuyor nasıl oluyo?’’ ‘’ Bilader, sen bilmezsin, yorma kafanı. Sen okuluna bak.!!
     Yaşar abi:- Kumardan geçinen var. Burda da var. Köşedeki kuyumcu’’
  Ben:’’ Hadi ya!
 - Bavulla para! Üç milyar kaybetmiş, önemli değil. Para çok Aladin abi! Kardeşi var Kıbrıs’ta gemisi var Gemide oyun oynatıyor. Her yerden adam geliyor.. İsmi neydi, kunduracı var bilirsin, Kemeraltı’ndan o gelirdi. Kunduracı ne yerse  parasını verirdi. Lahmacun kaç para 50 lira al abi, öyle adamdı!
 Şaban:- N… Küçük vardı. Aşağıdaki kapanan eski lokale gelirdi. Bir gün,  bu cüzdanını düşürmüş. Biz yan masada oturuyoz. Cüzdanı gördüm, Aldım hemen verdim. Onun masada oturanlardan biri " içinden iki yüz alsaydın" dedi. ‘’Yok ya olur mu’ Küçük iki sene bana baktı. Sigaramı aldı, yemek ısmarladı. Bir akşam cebimde kuruş yok, sigara alacak para yok. Mescidin karşısındaki kahvede Hoşkin oynayalım dediler. İlk el kazandım1000 vurdum 1000 açtım. Ufak oynayalım, parasına demişlerdi. 100 veya 200 lira, tamam dedim üç milyon kazandım. (yıl 1993) O zaman iyi para! Okey oynuyoz. İçerdeyim. Elimde üç çift , iki okey var. Üstümdeki bir taş attı dört çift oldu, üçüncü turda konken yaptım. Ağızları açık kaldı. Çanağın hepsini aldım. Süpürdüm hepsini!
  Ben:- Vay be! Parası bitenlere kim para verirdi? Diye sordum Yaşar abi:’’ Veren olurdu. Yukarıda oturan Murat kazandı mı, parayı bana verirdi. Kendi parasını alır. Kazandığını bana verirdi. Yarın gelince parasını verirdim..
 Şaban:- Kredi açan olurdu.
  Ben:- Faizle mi verirdi?
Şaban:- Öyle veren de var. 
Ben:- Mekan sahibi borç verir miydi?
 Şaban:- mekan sahibi vermez, verse geri alamaz!
 Ben:- Yaşar abi, işaretle sinyal veren oluyormuş. Kaşını oynatır, öksürür, burnunu tutar falan
 Yaşar abi:- Önceden öyle anlaşanlar olur. Ama öyle olanları sokmazlar mekana. Ben içeri bile almazdım.
Ben:- Senin müşteri kaliteliydi yani!
 Yaşar abi:- Veriyoduk abi! Yemek yapardım, çiğ köfte yapardım. İkram boldu.
 Ben:- Yaşar abi, oyun kuruyon, adamı boğazlıyorsun, nasıl oluyor abi?
 Yaşar:- Eee mecbur! Dükkan  kirası var elektrik, su nerden çıkacak!
  Şaban.- Bu işten geçinen var. Ama kumar kötü!
 Ben: "Geçen gün Soyutemiz kahvesindeki ocakçı Hikmet:- kumarda karısını oyuna süren var. Arabayı, evi kaybetmiş, karısını ortaya koyuyor. Öyle şerefsizler var., iki üç oyundan sonra kağıtları tanıyan adamlar var. Kumar hastalık. Allah korusun. Dedi, Ahmet abi" Öyle olmaz. Adamın kumar borçu vardır, para almıştır, parayı ödeyemeyince, hadi karını getir derler. Böyle olur. 
   Şaban: - Kumar, sakat dalga! Adamlar anlaşmalı, kurnaz icabında! Deste iskambil kağıdı a ayarlamışlar. Kahveye gidiyo veya kumarhaneye, ‘’ abi elimizde kağıt kaldı alır mısın’’ satıyorlar. Kağıtlar ambalajlı ama önceden işaretlenmiş! Sonra bu mekana oyuna gidiyolar. Her biri başka bir yere gidiyor. Şirket olmuşlar! 
   Ben - Kağıda tırnak atmak! Şaban: –Atınca, belli olur: Kafa kağıtların kenarını oval yapmak da var. Az bi oval, ama bu da belli olur. Yaşar abinin, yeri gene iyidi. Belediyenin karşısında (1997 yıllarında) Tomris vardı . Tam bi batakhane! Ama ben böyle yerler sevmem,gitmem.
Ben :-.....! .         
                  -----------
    Ahmet abi, - Kollu makinelerde oynamıyıcan. Robot ya, hiç şansın yok. Ben kazandım mı bırakırım, Casinoya gittim, rulet var, yediye bastım kazandım bi daha bastım kazandım on bire bastım kaybettim hemen kalktım. Bizim fabrikada biri vardı, akşam kollu makinelerin olduğu kumarhaneye gittik ben saat  on iki kalktım ertesi sabah gittim adam daha orda, kalkamamış "Ne yaptın sen ya," " Kalkamadım" 
  Bu işler sakat. Yine biri vardı, 150 bin mark kaybetti. Bu gece yatıyor sabah bi kalkıyo saçlar dökülüyor kafası yara olmuş, hastaneye kaldırdılar". 
    Ahmet tada: - Makedonyalı biri vardı, burda, 7 bin euro kaybetti.,gülüyo,12 dükkanım var araziler var diyo. 48 yaşında öldü, içkiye takıldı, öldü gitti, mallar da gitti, Balçova 'da vardı, Eltutanlar, beyaz eşya satarlardı sıfır oldu. Acımıyıcan, hiç acımıyıcan böylelerine!! 
  Şaban :- Şimdi Tuğba çerezin olduğu yerde Kahraman vardı, buzdolabı, bulaşık makinesi filan satardı, yok oldu gitti, kumar bitirir. 
  Ahmet Tada, - Duru plaza gitti, Yayla açık hava sineması vardı orda, Duru'ların malının hepsi gitti, çocuklar kumar hastasıydı. 
 Şaban: - Plazadan bir kaç daire kaldı. 
        - - - - - - - - - - - - - 
Almanyalı Ahmet abi:-Bizim Hecceler'da kısa boylu, biri vardı. Bir akşam, yabancı  biri gelmiş, bu da: "Yıldızlı gecelerde ne işin var Hecceler'de" adamı bi güzel dövmüş. Bodur biriydi, içmiş, kafayı bulunca adama dalmış.. Sonu yok Kardeşim. Durum kel acele gel. "
     Almanya'dan altı ayda bir gelen Dobiş'i gördüm, Karşı parka gidiyordu. Selamlaştık. Arkasından ben de gittim, Masada bir kişi daha vardı, çay söylediler, ben içmedim. 
 - Nasılsınız? - İyim. - Nasıl gidiyo? -İyi gidiyo. Burası cennet. Almanya' da böyle oturucan her gün yiyicen içicen, para yetmez. Park dolu.
 - Biz ne görüyorduk, yazın Almanya' dan, geliyorlar geziyorlar, altlarında araba Almanya iyi yani! "
-(Ya ben 55 sene oradayım, Orada böyle hergün gidicek parkta oturacak! Çalışan kişi, kaç ayda bir dışarıda yemek yiyebilir? Çocukluk arkadaşına sormadın mı?  - Anlatmıyor ki! - Evden çıkmıyor ki, anlatsın! Biz işe giderken ekmeğimizi, suyumuzu götürürdük su vermezler. - Yaa nasıl bir Almanyaymış? . - 1500 - 2000 euro maaşla zor geçiniyon Almanya'da. Sigara 10 euro, 2 paket içiyon ayda 600 euro, sırf sigara, elektrik, kira yemek var. Zor. Sürünen Türker var, çöpten şişe topluyor! Hele devletten parası yetmediği için yardım parası alan, çok zor geçinir, Türkiye'ye para gönderse, sen nasıl gönderiyon, parayı nerden buldun derler, para transferi banka hareketinden belli olur. Böyle adam, tatili, ancak rüyasında görür. 
  Ben, KASTAL çay ocağına döndüm, Almanyalı Ahmet''e, "böyle böyle" dedim. 
"Doğru" dedi... Ahmet abi" Ben ilk gittim, çalıştım maaşı aldım birahaneye gittim. Kapıda "Türk müsün? " dediler. "Evet" dedim. İçeri almadılar. Ama sonra parayı bulunca ziyafetler çektik. Hele kumardan kazandık mı, masayı donatırdık. İlk. gidenler zorluk çekti, dil bilmiyo. Heima(iş yeri lojmanı) yerleşenler, markete gitmiş. Her şey almışlar, tuz almayı unutmuşlar. Kasadaki bayana ne hareket yaptılarsa, tuzu anlatamamışlar. Heima dönmüşler. Haimmeistere(heim müdürü, çalışanı) sormuşlar. Meister, üstünde Salz yazar demiş. Salz yazan tuzdur! Adam köyden gitmiş, hiçbir şey görmemiş, sifon çekmesini bilmiyor. Şehir ve yaban eller! Almanya'daki yıllarca kalıp Almanca konuşamayan insanlar var. "
  Spor ayakkabılar ve çakma forma satan Aydoğan'ın kayınbiladeri geldi, oturdu, çay istedi. O da söze karıştı." Her sene izine arabayla gelirdik, yollarda çok kazalar olurdu. "" Normal değil mi? "" Türkiye'ye izine gelicem diye eski, ucuz araba alırdı,, yolda kalırdı, işte neyse!"  Ahmet abi" ya kalırdı yolda, ya da gidip gelirdi" Ben "kaç kilometre?" Aydoğan'ın kaynı" Oradan buraya  3000 km. Bir an önce varma isteği! Varalım! Varalım! Uykusuz yola devam eden olurdu. Ne olucak? Kaza olurdu?!" 
   Ahmet abi, "Bulgarlar sakattı, yanımda hanım var, ormandan bir kadın çıktı, çok güzel, görücen, bi genç, ben, şöyle bir sol yaptım geçtim. Dikiz aynasından baktım beş kişi çıktı. Dursam soyarlar, yandın!     Ben, her sene arabayla gelirdim. Yine Bulgaristan' da, ilerde polis noktası gibi bi kulübe var, iki kişi geliyor,  her arabadan, yüz mark istiyolar, verdik. Vericez ne yapıcaz! Verdik! Bulgaristan'da araba bozuldu mu, para gider! "" Parayı götürürler yani "" Hem nasıl! Yok çekici parası, yok parça değişecek, parçalar ikinci el! Verirsin paraları! Biz gelirken arabaya, sigara, çukulata, Cola, naylon çorap koyardık. Bol bol! Dağıtırdık Bulgarlara! Almanya yaa!   Ben 1970 yılında gittim. Yedi sene, 77 e kadar, para biriktirdim. Evimi aldım araba aldım arsa aldım. Sonra paraları yemeye başladım! 
    Birgün eve geldim. Çocuk, bacak bacak üstüne atmış, televizyon seyrediyor, beni görmedi ben de  bir şey demedim. Hanıma, siz Türkiye'ye gidin bu çocuk orta okulu orda okusun, bizim(Türk) örf ve adetleri öğrensin. Gönderdim. Okul bitince geliceksiniz, dedim ama her sene tatile buraya geliceniz.. Öyle yaptık. 
    Ev eşyaları getiricez her şeyden iki tane, arkadaşın ve benim, hepsi sıfır, ev için ne aklına gelirse hepsini aldık, zor yerleştirdik Tıra. TIR, ağzına kadar dolu, hepsi faturalı, ben, artı çamaşır makinesi ve  televizyon almıştım. Türkiye gümrüğünde memur, indirip bakıcaz dedi. "Yaa indir de zor yerleştirdik, indirme" , "yok indirin" . Ben 1500 mark vereyim indirme dedimse de yok inicek dedi. Tamam dedim. Ama çamaşır nakinesi ve televizyon(Grundig) var. Gümrük vergisini vericeniz dedi. İkisi çok para! Ben, televizyonu emanete bıraktım, dönüşte alıcaz, sadece makineyi ödedik.. Dönüşte, bize eşyaları indirin diyen memuru gördüm. "Ne oldu, alsaydın ne olucak tı??" dedim o da, "pişman oldum keşke alsamdım" dedi. Ben televizyonu aldım yola devam ettik. 
  Almanya zordu be Alattin kardeş. Akşamüstü, işten çıktık, yolda yürüyor. Arkadaş, kasap dükkanının vitrininde üç tane biber gördü, sivri biber..Tanesine on mark verdi, kasap satmadı, Özlemişiz. Bir şey yok. Yok yaa! Biber yok, patlıcan yok, pasulye yok, nane, maydonoz yok. Yok abi yok! Almanyayı ilk gidenler zorluk çekti. Şimdi her şey var. Türküler alıştırdı. Döner, çok yerler dönerci, dönerci dükkanına girdin mi, dört beş çeşit döner var. Et döner, hindi döner, tavuk döner, kuşbaşılı döner, yaprak döner. 
  Almanya be! Arabayla giderken Österreich sınırından geçerken, rampa var, çok dik, arabalar çıkamazdı, çok araba su kaynatırdı orda, gerçi şimdi oraya tünel yaptılar... "
-----—-----------------
   Ahmet abi, devam ke," Benim kayınbilader, kızını orda okuttu, kız meslek sahibi oldu. Neyse! Kızı, almanla evlendirmem dedi, burda birini buldular. Kızın şimdi iki evladı var  Bu kız, Antalya'da iş buldu, çocukta çalışıyordu, şimdi kız işsiz kocası da çalışmıyor, galiba kira ödemiyorlar, diye ev sahibi, evden çıkarıyormuş. Bu kıza, çok üzülüyom, bırak kardeşim, orda okudu, orda büyüdü, meslek sahibi oldu, orda kalsın, orda evlensin.. Türkler alman kadınla evleniyor, kız da alman erkekle evlensin. "
   Ben" Ahmet abi benim liseden iki arkadaşım Almanyaya gitti şimdi oradan emekliler. Bunlar Alman kızla evlendi, birisi ikinci evliliğini yaptı, ama ikiside ayrıldı. Evliliği, zor devam ettiriyolar galiba? "
 " Ben sana diyeyim, almanla evlenenlerin yüzde doksan dokuzu ayrılıyo. Alman kız, bi çocuk yapıyo sonra bırakıp gidiyo, ayrılıyo "
" ...........! "
" Alaettin kardeş Türkiye cennet, İzmir gibi bi hava yalnız Barselona'da var Bu havanın dünyada eşi yok. Bi Barcelona'da var. . Gözünü sevdiğim İzmir! Parklar dolu, millet, çayını içiyor, muhabbet ediyo! Almanya'da hep çalışıcan yoksa aç kalırsın. Benim Alman komşum vardı, çöpten hurda toplardı. Yaa neden yapıyon derdim, ne yapayım mecburum derdi para yetmiyor. Yetmez abii! Ben orda kalsam bana da yetmez aldığım para! 
 Almanya dan izine gelen ordan emekli Erol: "" Orda çöplerden hep yeni şeyler bulursun, kullanmamış atmış, aklına ne gelirse, belediye büyük eşyaları sana randevu verir o saat gelir alır,. Diğer eşyaları millet kapısının önüne koyuyor. Ben sıfır, matkap takımı buldum çöpte, aldım eve getirdim. Sıfır ya, ambalajında! Ben 19 Haziranda gidicem. Biletleri aldım. Çocuklar orda. Biz giderken İskeçe'ye uğruyoz. Evimiz var orda. Bir hafta kalıyoz sonra Almanya."
" Yunanistan"da mı geldiniz? "
" Evet, oralıyız. Senin gibi yaa! 
       - - —---------------
#almanyalıahmet #yaşarabi # Ahmet tada #şaban




 

    
     

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ruh Yoldaşıma,, Çocukluk (eklenecek metinler var)

silinmeyen Ben,, 2,, roman devamı

siberpunk