Şifacı Kadın ve Rüzgar Gülü Kadın
## Bir Varmış, Bir Yokmuş: Bal Vadisi’nin Şifalı Yükselişi
Bir varmış, bir yokmuş... Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; termal suların yerden fışkırdığı, narenciye kokulu, tepeleri yeşil bir **Bal Vadisi** varmış. Bu vadinin şirin sokaklarında, hayatın kendi ritminde akıp gittiği günlerden birinde, hikayemizin kahramanları sahneye çıkmış.
### Şifacı Kadın ve Rüzgar Gülü Koca
Vadinin yaşlılar evinde, saçlarına ak düşmüş ihtiyarlara sevgiyle bakan, onlara şifa dağıtan mütevazı bir **Şifacı Kadın** yaşarmış. Gece gündüz demeden çalışır, üç kuruş helal lokma için ter dökermiş.
Bir de onun **Rüzgar Gülü** lakaplı bir kocası varmış. Bu koca, çalışmaktan ziyade Bal Vadisi'nin kahvehanelerinde, meydanlarında dolaşmayı çok severmiş. Ağzı öyle iyi laf yaparmış ki, duyanlar onu memleketin en büyük dertlisi sanırmış:
* Bazen en sol köşede durur, *"İşçinin, emekçinin hakkı!"* diye haykırır, **İşçi Sancağı** altında boy gösterirmiş.
* Bazen rüzgar yön değiştirir, o da yönünü değiştirip *"Halkın adaleti, sosyal demokrasi!"* diyerek daha büyük bir **Halk Meclisi** sancağının altına geçermiş.
Onu sokaklarda fiyakalı nutuklar atarken görenler, *"Yahu bu adam ne kadar da halktan biri!"* diye iç geçirirmiş. Ancak evdeki hesap ile meydandaki nutuklar pek bir benzemezmiş.
### Sihirli Dokunuş ve Devasa Saraylar
Derken, günlerden bir gün vadide garip bir tılsım gerçekleşmiş. Şifacı Kadın, çalıştığı yerden ayrılıp mahallenin köşesinde ufak, mütevazı bir **şifa odası (klinik)** açmış. Başlarda her şey normal görünüyormuş. Fakat ne olduysa, kocası meydanlarda daha yüksek perdeden nutuklar atmaya başladıkça olmuş.
Şifa odası, sanki gizli bir el dokunmuş gibi birdenbire büyümüş, genişlemiş. Kısa süre içinde o mütevazı oda, duvarları mermerden, pencereleri altından devasa **Şifa Saraylarına (hastanelere)** dönüşmüş. Vadinin sakinleri şaşkınlıkla birbirine soruyormuş:
> *"Yıllarca dirsek çürüten usta hekimler bir kulübe açamazken, bizim Şifacı Kadın ve meydanlarda gezen kocası bu devasa sarayları hangi sihirli defineyle kurdu?"*
>
Ancak bu sorunun cevabı, vadinin rüzgarlarında kaybolup gitmiş.
### Büyük Meclis ve Veliaht Prens
Karı koca bu muazzam servetin üzerinde yükselirken, Rüzgar Gülü Koca’nın şöhreti de artmış. Cebindeki altınların ağırlığı ve dilinin fiyakası sayesinde, ülkenin en büyük karar merci olan **Büyük Krallık Meclisi’ne** tam üç dönem boyunca elçi (milletvekili) olarak seçilmiş. Artık o, sadece Bal Vadisi’nin değil, tüm krallığın tanıdığı, "halkçı" maskeli bir beyzadeymiş.
Yıllar su gibi akıp geçmiş, hazineler dolmuş taşmış. Derken, bu şanslı çiftin bir erkek evladı dünyaya gelmiş. Çocuk, saray konforunda, gümüş kaşıkla büyümüş.
Büyüdüğünde anne ve babası ona bakıp şöyle demiş:
> *"Biz bu vadiyi şifamızla fethettik, baban meclisiyle yönetti. Şimdi sıra sende ey veliaht! Git ve doğduğun bu güzel Bal Vadisi’nin en tepesindeki altın koltuğa (Belediye Başkanlığı) otur."*
>
Genç oğlan, arkasındaki bu devasa güç, altınlar ve babasının yıllarca meydanlarda sattığı "halkçılık" mirasıyla seçime girmiş. Halk, geçmişi çabuk unuttuğundan ya da parıltıdan gözleri kamaştığından, bu genç prensi **Bal Vadisi’nin yeni yöneticisi** ilan etmiş.
### Gökten Düşen Üç Elma
Böylece bir zamanlar yaşlılar evinde çalışan kadın, sokak sokak gezip solculuk rolü yapan koca ve onların şanslı oğlu, koca bir vadinin hem sağlığına, hem parasına, hem de yönetimine ortak olmuşlar.
Onlar ermiş muradına, Bal Vadisi’nin saf temiz insanları ise hala şifa bulmak için o devasa sarayların kapısında kuyrukta bekliyormuş...
Yorumlar
Yorum Gönder