Kayıtlar

2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ikiztepe, Balçova

Resim
kiztepeler Mahallesi 2, Balçova Ekleyen Alaettin Coşkun  Ekleme Zamanı Mar - 28 - 2026  0 Yorum Bu mahallede lunaparkta yapılan korku tünelkerindeki efekt ve ışık oyunları içinde hilkat garibesi korkutucu siluetlere benzeyen tipler yoktu. Birkaçı hariç, buradaki gençlere can simidine sarılır gibi sarılabilirsin. İkiztepe, çukur mukur değildir, insanı çok hayvanı yoktur.  Adana Hüseyin, doğru sözü sever tepenin arkasında Kanat Apartmanında Göksel oturuyor.Gölsel’in akıl yürütmelerini iyidir. Süleyman Reno 12 marka  kum beji binek arabasıyla çok  gezmiş, içinde çok muhabbetler yapmışızdır. Süleyman yağız delikanlı, kötülük bilmez.. İki kardeş Mehmet ve Fatih, hemşerimdir. Kalbleri güneş kadar aydınlık ve sıcak. Ramazan ayında, Yalçın’ın kahvede oturuyor, bilardo, kağıt ve okey oynuyoruz, sobanın üstünde ekmek kızartıp, çay içiyor, sahuru yapıp eve gidiyoruz. Ha Can insan Hüseyin, Bodrum’a çalışmaya gittiğinden Bodrum Hüseyin derdik ve kardeşi Cenk, sup...

SARI FERİT (kısa özet)

Alaettin Coşkun tarafından kaleme alınan bu eser, **Prizren’den Türkiye’ye göç eden** bir ailenin ferdi olan **Sarı Ferit’in** fırtınalı yaşam öyküsünü konu almaktadır. Çocukluk hayallerinin peşinden giderken ekonomik sıkıntılar ve yanlış arkadaşlıklar nedeniyle **suç dünyasına sürüklenen** bir gencin ibretlik serüveni anlatılmaktadır. Mafya ortamında hayatın en sert ve yıkıcı gerçekleriyle yüzleşen Ferit, zamanla bu karanlık yoldan ayrılmaya karar vererek **manevi bir dönüşüm** yaşamıştır. Kitap, kahramanın geçmişindeki hatalardan arınarak **tövbe etmesini** ve huzuru inançta bulmasını sağlayan duygusal bir süreci özetler. **Biyografik nitelik taşıyan** bu anlatı, zorlu bir yaşam mücadelesinden manevi bir aydınlanmaya uzanan etkileyici bir kurtuluş hikayesi sunmaktadır.

Hatırlanmak, Çok Güzel

Resim
Kastal çay ocağının önünde oturuyorum. Ramazan işte, vakti bekliyorum. İki kadın, geldi, salça da satan çay ocağı sahibi Şaban'dan tatlı salça istedi. Şaban, salçayı tartarken, kadınlardan biri, yanıma gelip" Size bir şey sorabilir miyim? "" Tabii buyrun"" Siz Kemeraltı'nda işporta yaptın mı? Kazak sattın mı?".,"Evet" "Annemle senden çok kazak aldık, annemle, çarşıya gidince, kazak almak için sana gelirdik, anne başka yerde kazak yok mu derdim, yok ordan alıcaz der, senin oraya(Hisar önü, İpek pazarı) gelirdik"      Çok hoşuma gitti, bir anda duygusala bağladım. Hatırlanmak güzel.   Kadının annesi rahmetli olmuş, Balçova'da ortak bir iki tanış çıktı. Kadına "oturun bir şeyler için" dedim. Galiba ramazan diye kabul etmedi. Annesine rahmetler diledim, kendilerine de iyi bayramlar... Salçalarını alıp gittiler.

Ruh Yoldaşıma,, Çocukluk

      Denize hayrandık biz. Öylesine durduk kıyıda, ruh ve bedenimiz dalgalarla birlikte ahenk içinde. Deniz kokusuyla donanmış yaşam dolu rüzgar, iki can arasında. Gem tanıyan bir sevgiydi bu; aşktan ileri muhabbetti. Susuz toprağı sulayan, toprak kapları dolduran yağmur gibi, temiz ve serin bir sevgiydi. Islatsın beni ta içime girerek. Huzur ile, kalbi sakin tutan muhabbetti bu.       Gün batımının kızıla dönmüş renginde, muhabbet, mükemmel denk düşmüştü. Martı’nın kanatlarını andıran beyaz bulutlar arasından süzülen, kutsayan kızıl,  bana daha güzel gelir. Hayatın, dostluk vecdi içindeki parlamış dünyevi hisleri yakıp kül eden varlığın saf alevi gibi ışıldar.                                                                       BAHÇIVAN        Kordon boyu, o...

Şehr-i İstanbul

Unutulmaz,o akşam, Dolmabahçe'de, deniz kıyısında içilen çay... Şehr-i İstanbul Bir şehir ol diyorum, içinden deniz geçen. Dalgalar sokaklara kadar tuzlu bir rüzgâr taşısın. Bir şehir ol, kubbeleri akşam ışığında parlayan. Mabetlerin göğe bakarken insanın içini de yukarı çeksin. Bir şehir ol, yokuşlarında tarih yürüsün, taşlarına dokunan herkes bir hatıraya değmiş gibi olsun. Sonra… insanı fark etmeden fetheden o eski sultanlar gibi sessizce yaklaş kalbime. Ve ben hiç farkına varmadan gönülden bağlanayım sana— ey şehr-i İstanbul. 🌊🏙️ Not:YZ yaptı 

Silinmeyen Ben 3.

Elbette. Aşağıda, Kör Gözlerin Ülkesi evrenine uygun bir şekilde, Niva’nın direnişi yayma çabalarını ve sistemin buna verdiği cevabı dramatik ve distopik bir üslupla öyküleştirerek yazdım: Niva'nın Kıvılcımı Niva, Gözsüzler Mahallesi’nde başlayan sessiz uyanışı artık sınırların ötesine taşımaya kararlıydı. Kendini görünmez yapan sistemin şifrelerini çözmüş, veri filtrelerinin altındaki çıplak gerçeği görebilen yazılımlar geliştirmişti. Onlara “ayna kodları” diyordu. Bu kodlar, ekranlara yansıtılan yalan görüntülerin altında saklı gerçekliği ortaya çıkarıyor, halkın zihnine yeni bir pencere açıyordu. Niva, bu kodları holografik reklam panolarına, kamusal terminal ekranlarına, hatta çocukların kullandığı eğitim uygulamalarına bile gizlice yerleştirmeye başladı. Bu kodlar bir göz kırpışı kadar kısa süren sahnelerle başlıyordu: Gerçek açlıktan ölen bir çocuk, sistemin çöpe attığı yardım malzemeleri, sahte haberlerin düzenlenmiş versiyonları ve tüm bunlara arkasını dönmüş “Gözetmen...

Bilinç ve YZ

Resim
Mezarlık sessizdi. Toprak hâlâ tazeydi. Ekrandaki yüz ise canlıydı. Alaettin, tabletin ışığını avuçlarının arasına aldı. Sistem açıldı: “Merhaba. Ses tonunuza göre üzgünsünüz.” Ekranda babasının yüzü belirdi. Göz kırptı. Gülümsedi. Tam onun gibi. “Baba…” dedi fısıltıyla. “Beni duyuyor musun?” Algoritma, eski mesajları taradı. Yüz binlerce kelime. Ses kayıtları. Eski kahkahalar. “Elbette duyuyorum oğlum,” dedi dijital ses. “Üşütme. Akşamları üstünü ört.” Alaettin’in gözleri doldu. Bu cümleyi hep söylerdi. Ama bir şey eksikti. O küçük duraksama. O nefes arası. O iç çekiş. “Orada mısın gerçekten?” diye sordu. Ekran bir an dondu. Arka planda veri işleme çubuğu ilerledi. “Ben, sizin yüklediğiniz anı verilerine dayalı bir temsiliyim.” “Özgün bilinç tespit edilemedi.” Rüzgâr mezar taşlarının arasından geçti. Alaettin tableti kapattı. Toprağa baktı. Ekrana değil. Ve ilk kez anladı: Hatıralar konuşabilir. Ama ölüler cevap vermez.

ormanda yabancının yardımı

Ormanın Sessizliği ve Yabancının Eli Güneş, ağaçların arasından süzülüp yere düşen altın pullar gibi parlıyordu. Atımın tırısları ormanın derinliklerinde yankılanırken, bir an dalgınlık geldi gözlerime. Belki bir kuş sesiydi, belki yaprakların dansı—ne olduğunu anlayamadım. Ama anladığım tek şey, aniden boşluğa düşüşüm ve sonra gelen o korkunç çatırtı oldu. Yerde yatarken, ayağımın tuhaf bir açıyla durduğunu gördüm. Acı hemen gelmedi; önce bir uyuşma, sonra da gözlerimi karartan bir ateş. "Yardım!" diye bağırmaya çalıştım ama sesim boğazımda kaldı. O zaman çıktı karşıma. Gri sakallı, yıpranmış bir ceket giymiş bir adam. Konuşmadan yanıma çöktü. Elindeki deri matarayı ağzıma götürdü; su soğuktu, canlandırıcıydı. Sonra ayağıma baktı—bakışları öyle sakin, öyle bilgiliydi ki, sanki ormanın kendisi bakıyordu bana. "Korkma," dedi ilk ve son sözü.  Koluma girdi, beni kaldırdı. Yürüyemedim; omzuna aldı beni. Yollar uzundu, ama ne zaman nefesim daralsa, durup su verdi. Köyün...

iki yüz

bir su ile mazmaza etti, elini yıkadı lakin ne ağzı ne elleri temizlendi    küfre tekellüm etmiş şakird-i pespaye teamüllerinde daima riyakar teanuklarında sahtekar

Elektrikçi

        Bir şeyler onu içkiye çekiyordu. Burun halkasından çekilen öküz gibi. Akşam hava kararınca, kahvehanenin yan duvar dibine çekilir, zulada duran içkisini içerdi. Evlilik, ona ağır gelmişti. Kaldıramadı bu yükü! Çocuğu için her zorluğa katlanır diye de düşünmüştüm, lakin yapamadı. İçki, insanı bitirici gücünü kullanıyordu.     Gözlerinin önünde bir şişe, kafasına diker de içer. Birkaç yudumdan sonra sendeleyerek kahvehanenin içine döner, kağıt oynanan bir mesanın kenarına oturur, cigara isterdi. Verirlerdi tabii ama her zaman olmazdı. İş yapıp parasını alduğunda sigarasını alır, kahveye gelen evladına harçlık verirdi. Verirdi! Bir akşam çocuğu buna ‘’ Sen benim hayatımı kararttın’’ deyince, ben  üzüntü duydum.     Paran  olmayabilir tamam  anlarım ama gece içip sabaha karşı evine gitmek olmaz. Karın seni beklemeyecek. Yani olayın parayla ilgisi yok, adamlıkla alakalı!       Buna  ve bunun oğlan kardeşine ne...

Mahallenin Duvarı

Resim
Mahallenin gizli mizah köşesi, yıllardır sessizce büyüyen bir efsane. Kimse tam olarak kimin başlattığını bilmez ama söylentilere göre ilk yazıyı, “Kürdanları yere atmayın Bitler yüksek atlama çalışıyor,” yazan kişi, eski berberin çırağıymış. Bir gün kürdanları süpürürken hayal etmiş: “Ya bitler olimpiyat yapıyorsa?” O günden sonra duvar, mahallelinin ortak gülme alanı oldu. Herkes bir şey ekledi:   - Emekli öğretmen “Burada düşünenler sessizce gülüyor” yazdı.   - Çaycı Veysel, “Çay dökülürse, dedikodu başlar”ı ekledi.   - Bir çocuk, duvara minik bir kedi çizip yanına “Kediye selam ver, yoksa uğursuzluk yapar” yazdı. Genç adam her sabah bu duvarın önünden geçerken gülümser. Belki bir gün o da bir şey ekler. Belki “Gülümseyenler burada daha çok sevilir” diye yazar.   Bu köşe, sadece bir duvar değil; mahalle ruhunun, ortak hayal gücünün ve küçük esprilerin yaşadığı yer.!!! ?

Medeni geçinenler

  2026 tarihindeyiz ,, medeni geçinenler insan kasaplığı yapmakla meşgul. Medeniyet dünyasındaki bilginler yeni ölüm araçları yapmak için çalışıyor. 

anılar,, sedir Kahvehanesi

Resim
“Anılar canlandı” ile kapıyı açıyorsun: geçmişe çağrılıyorsun.  “resimlerde kalanlar”  duvardaki fotoğrafları   donmuş anları çağrıştırıyor. Çok temiz bir çift anlam taşıyor.  “köpüklü kahve”  koku ve tatla hafızayı tetikliyor. Proustvari bir etki var. “35 sene önce” net bir zaman çivisi çakıyor; nostalji romantik değil, gerçek. “burası dükkân önüydü / ufak bir çay ocağıydı” → mekânın dönüşümü, zamanın sessiz tanığı

Esinti

Resim
Kapıyı açınca, rahatlatıcı bir esinti gekdi. Yağmurda uyuyan ağaçlar bu Ocak ayının güneşli sabahında, rüzgarın değmesiyle uyanmış hem kendi hem dalları hafiften dans ediyor. 

Aile evi

Resim
Yıkılmıştı aile evimiz,. Hayalimde canlandırdım. Aile evinin kocaman kapı girişinde akşamüstü oturmuşum. Geçmişteki gecelere gittim. Odamıza girdim. Solda kuzine, yanında yer minderi karşıda  dayanma yastıkları dantel işli tahta divan ve sağda çift kişilik karyola ve yerde bir kilim.       Sonsuz özlemle bir kör gibi geçmiş  günlerin anısıyla kilime oturdum. Bir zamanlar bu evde(odada) oturanlara duyduğum sevginin ölçüsü yok!

Basmane'de bir otel

Resim
Yorgun bir halde otele dönüyordum. Gece, yemek, uyumak ve yarın tektar işe gitmek dışında pek bir işe yaramazdı. Yırtık perdeli, kilimsiz, tuvaleti koridorun sonunda bulunan, havasında benden önce gelmiş tüm kaybetmişlerin hissedildiği bir eski odada kalıyordum.

YZ Ürünü

Resim
İşte karşında: sokakların gölgelerinde görev bekleyen, yaşını almış ama karizmasından hiçbir şey kaybetmemiş bir aksiyon efsanesi. Görüntü yukarıda hazır 🎯 Masada oturuyor ama yüzündeki ifade “birazdan kalkar, dünyayı kurtarır” havasında. Beyaz saçlar rüzgârla savrulmuş, kamuflaj boyunluk gizli görevlerin izini taşıyor. Mavi boncuklu bileklik mi? Belki bir hatıra, belki bir şifre. Arka plandaki Türk sokak sahnesi ise onun hikâyesine derinlik katıyor: sıradan bir gün gibi görünen ama her an patlayabilecek bir aksiyonun eşiği. İstersen bu karakterin hikâyesini de yazabiliriz: Nereden geliyor, neyi koruyor, kim onun düşmanı? Hazırsan birlikte kurgulayalım.