Kayıtlar

SARI FERİT (kısa özet)

Alaettin Coşkun tarafından kaleme alınan bu eser, **Prizren’den Türkiye’ye göç eden** bir ailenin ferdi olan **Sarı Ferit’in** fırtınalı yaşam öyküsünü konu almaktadır. Çocukluk hayallerinin peşinden giderken ekonomik sıkıntılar ve yanlış arkadaşlıklar nedeniyle **suç dünyasına sürüklenen** bir gencin ibretlik serüveni anlatılmaktadır. Mafya ortamında hayatın en sert ve yıkıcı gerçekleriyle yüzleşen Ferit, zamanla bu karanlık yoldan ayrılmaya karar vererek **manevi bir dönüşüm** yaşamıştır. Kitap, kahramanın geçmişindeki hatalardan arınarak **tövbe etmesini** ve huzuru inançta bulmasını sağlayan duygusal bir süreci özetler. **Biyografik nitelik taşıyan** bu anlatı, zorlu bir yaşam mücadelesinden manevi bir aydınlanmaya uzanan etkileyici bir kurtuluş hikayesi sunmaktadır.

Hatırlanmak, Çok Güzel

Resim
Kastal çay ocağının önünde oturuyorum. Ramazan işte, vakti bekliyorum. İki kadın, geldi, salça da satan çay ocağı sahibi Şaban'dan tatlı salça istedi. Şaban, salçayı tartarken, kadınlardan biri, yanıma gelip" Size bir şey sorabilir miyim? "" Tabii buyrun"" Siz Kemeraltı'nda işporta yaptın mı? Kazak sattın mı?".,"Evet" "Annemle senden çok kazak aldık, annemle, çarşıya gidince, kazak almak için sana gelirdik, anne başka yerde kazak yok mu derdim, yok ordan alıcaz der, senin oraya(Hisar önü, İpek pazarı) gelirdik"      Çok hoşuma gitti, bir anda duygusala bağladım. Hatırlanmak güzel.   Kadının annesi rahmetli olmuş, Balçova'da ortak bir iki tanış çıktı. Kadına "oturun bir şeyler için" dedim. Galiba ramazan diye kabul etmedi. Annesine rahmetler diledim, kendilerine de iyi bayramlar... Salçalarını alıp gittiler.

Şehr-i İstanbul

Unutulmaz,o akşam, Dolmabahçe'de, deniz kıyısında içilen çay... Şehr-i İstanbul Bir şehir ol diyorum, içinden deniz geçen. Dalgalar sokaklara kadar tuzlu bir rüzgâr taşısın. Bir şehir ol, kubbeleri akşam ışığında parlayan. Mabetlerin göğe bakarken insanın içini de yukarı çeksin. Bir şehir ol, yokuşlarında tarih yürüsün, taşlarına dokunan herkes bir hatıraya değmiş gibi olsun. Sonra… insanı fark etmeden fetheden o eski sultanlar gibi sessizce yaklaş kalbime. Ve ben hiç farkına varmadan gönülden bağlanayım sana— ey şehr-i İstanbul. 🌊🏙️ Not:YZ yaptı 

Bilinç ve YZ

Resim
Mezarlık sessizdi. Toprak hâlâ tazeydi. Ekrandaki yüz ise canlıydı. Alaettin, tabletin ışığını avuçlarının arasına aldı. Sistem açıldı: “Merhaba. Ses tonunuza göre üzgünsünüz.” Ekranda babasının yüzü belirdi. Göz kırptı. Gülümsedi. Tam onun gibi. “Baba…” dedi fısıltıyla. “Beni duyuyor musun?” Algoritma, eski mesajları taradı. Yüz binlerce kelime. Ses kayıtları. Eski kahkahalar. “Elbette duyuyorum oğlum,” dedi dijital ses. “Üşütme. Akşamları üstünü ört.” Alaettin’in gözleri doldu. Bu cümleyi hep söylerdi. Ama bir şey eksikti. O küçük duraksama. O nefes arası. O iç çekiş. “Orada mısın gerçekten?” diye sordu. Ekran bir an dondu. Arka planda veri işleme çubuğu ilerledi. “Ben, sizin yüklediğiniz anı verilerine dayalı bir temsiliyim.” “Özgün bilinç tespit edilemedi.” Rüzgâr mezar taşlarının arasından geçti. Alaettin tableti kapattı. Toprağa baktı. Ekrana değil. Ve ilk kez anladı: Hatıralar konuşabilir. Ama ölüler cevap vermez.

ormanda yabancının yardımı

Ormanın Sessizliği ve Yabancının Eli Güneş, ağaçların arasından süzülüp yere düşen altın pullar gibi parlıyordu. Atımın tırısları ormanın derinliklerinde yankılanırken, bir an dalgınlık geldi gözlerime. Belki bir kuş sesiydi, belki yaprakların dansı—ne olduğunu anlayamadım. Ama anladığım tek şey, aniden boşluğa düşüşüm ve sonra gelen o korkunç çatırtı oldu. Yerde yatarken, ayağımın tuhaf bir açıyla durduğunu gördüm. Acı hemen gelmedi; önce bir uyuşma, sonra da gözlerimi karartan bir ateş. "Yardım!" diye bağırmaya çalıştım ama sesim boğazımda kaldı. O zaman çıktı karşıma. Gri sakallı, yıpranmış bir ceket giymiş bir adam. Konuşmadan yanıma çöktü. Elindeki deri matarayı ağzıma götürdü; su soğuktu, canlandırıcıydı. Sonra ayağıma baktı—bakışları öyle sakin, öyle bilgiliydi ki, sanki ormanın kendisi bakıyordu bana. "Korkma," dedi ilk ve son sözü.  Koluma girdi, beni kaldırdı. Yürüyemedim; omzuna aldı beni. Yollar uzundu, ama ne zaman nefesim daralsa, durup su verdi. Köyün...

iki yüz

bir su ile mazmaza etti, elini yıkadı lakin ne ağzı ne elleri temizlendi    küfre tekellüm etmiş şakird-i pespaye teamüllerinde daima riyakar teanuklarında sahtekar

Elektrikçi

        Bir şeyler onu içkiye çekiyordu. Burun halkasından çekilen öküz gibi. Akşam hava kararınca, kahvehanenin yan duvar dibine çekilir, zulada duran içkisini içerdi. Evlilik, ona ağır gelmişti. Kaldıramadı bu yükü! Çocuğu için her zorluğa katlanır diye de düşünmüştüm, lakin yapamadı. İçki, insanı bitirici gücünü kullanıyordu.     Gözlerinin önünde bir şişe, kafasına diker de içer. Birkaç yudumdan sonra sendeleyerek kahvehanenin içine döner, kağıt oynanan bir mesanın kenarına oturur, cigara isterdi. Verirlerdi tabii ama her zaman olmazdı. İş yapıp parasını alduğunda sigarasını alır, kahveye gelen evladına harçlık verirdi. Verirdi! Bir akşam çocuğu buna ‘’ Sen benim hayatımı kararttın’’ deyince, ben  üzüntü duydum.     Paran  olmayabilir tamam  anlarım ama gece içip sabaha karşı evine gitmek olmaz. Karın seni beklemeyecek. Yani olayın parayla ilgisi yok, adamlıkla alakalı!       Buna  ve bunun oğlan kardeşine ne...