Kayıtlar

Rim'in Gölgesi

Resim
Rim’in Gölgesi Savaşın harap ettiği topraklarda, saray artık ihtişamını yitirmişti. Yıllar boyu sessizliğe gömülen bu taş duvarlar, eski görkemli günlerini hatırlayamıyordu. Eğer konuşabilseydi, içinde biriken kötülüğü haykırırdı. Sarayın hükmettiği kavim, kötüye sürüklenmiş ve karanlık bir mirasın taşıyıcısı olmuştu. Babadan oğula geçen kan, korku ve zulmün ta kendisiydi. Ve bu karanlık artık sadece kendi içlerinde kalmamış, çevresine de sirayet etmişti. Öyle ki, hiçbir halk bu kötülüğün dokunduğu yerden sağ çıkamamıştı. Ancak bir şeyler değişmek üzereydi.  Karamsar halklar, son dönemde yaşananları zihninden silemiyordu. Temiz ve umut dolu olan Rim, onların aklına geldikçe içlerini derin bir pişmanlık kemiriyordu. Rim, içlerindeki en saf olan, kötülüğe karşı durmaya çalışan bir genç kızdı. Ancak katılaşmış yürekler ve ellerine hançer sinmiş zalimler, Rim’in hayatını sona erdirmişti. Rim’in ölümü, başka kavimler içinde de unutulmaz bir iz bırakmıştı. Halk, her şeyin çok...

demokrasi her sorunu çözer mi?

Demokrasi, halkın yönetime katılımını sağladığı için güçlü bir sistemdir, ancak tüm sorunları çözme kapasitesine sahip değildir. Toplumun yapısal ve ekonomik sorunları sadece siyasal sistemin niteliğiyle değil, aynı zamanda halkın farkındalığı, ekonomik düzen, eğitim seviyesi ve kültürel değerlerle de ilgilidir. Demokrasi, doğru işlediğinde, halkın taleplerini karar alma süreçlerine yansıtabilir, ancak bu taleplerin gerçekten sağlıklı ve uzun vadeli çözümler üretmesi için hem vatandaşların hem de yöneticilerin bilinçli olması gerekir. Ekonomi ve Politika: Ayrılamaz İlişki Ekonomi ve politika birbiriyle iç içe geçmiş alanlardır. Ekonomik kararlar, vergilendirme, kamu harcamaları, sosyal politikalar gibi konular doğrudan siyasi irade gerektirir. Dolayısıyla, halkın iktidarda olması demek, ekonomik konulara da doğrudan müdahil olması anlamına gelir. Ancak bunun sağlıklı yürümesi, toplumsal bilinç ve güçlü kurumsal yapıların varlığıyla mümkündür. Eğer halk, ekonomik sorumluluklarının ve ka...

Şans İşte! Sinbad'ın Kardeşi

--- Sinbad’ın Kardeşinin Macerası Sinbad’ın kardeşi, ağabeyinin meşhur denizcilik hikâyelerinden esinlenerek yola çıkmıştı. Yanında usta denizciler ve en taze baharatları keşfetme umudu vardı. Fakat rüzgâr her zaman aynı yönden esmez. Açık denizde yakalandıkları devasa fırtına, gemiyi parçalarına ayırmıştı. Tayfaların çoğu kaybolmuş ya da büyük balıkların midesine inmişti. Sinbad’ın kardeşi, denizin yüzeyinde yüzen bir tahta parçasına tutunarak dalgalarla savaşmış, günlerce sürüklenmiş ve nihayet gözlerini parlak bir sahilde açmıştı. Bu sahil, Zümrüt Adası’ydı. Güneşin ışıkları adanın etrafındaki kayalara vurduğunda sanki bütün ada zümrütlerle kaplıymış gibi parıldıyordu. Ama ada ıssız ve gizemliydi. Ağaçlar arasından esen rüzgâr bir uğultu yaratıyor, sanki ada kendi içinde bir sır saklıyordu. Sinbad’ın kardeşi burada uzun süre kalamayacağını biliyordu. Açlık ve yalnızlık onun en büyük düşmanları olacaktı. Ama asıl soru şuydu: Bu parıldayan adadan nasıl kurtulacaktı? --- Büyük Kuşların...

Gölge Yolcu

 kısa bir hikaye: --- **Gölge Yolcu** Ahmet, başı önde, dalgın adımlarla mahallenin eski taş sokaklarında yürüyordu. Her nefes alışında sigarasının dumanı ciğerlerine doluyor, ardı ardına derin nefesler alıyordu. Yılların yorgunluğu omuzlarına çökmüş, kaderin yükü sırtında ağırlaşmıştı. Mahallenin camisi, sessizliğiyle dingin bir köşe sunuyordu. Caminin imamı Mehmet Hoca, minarenin gölgesinde Ahmet’i fark etti. Ahmet’in yüzündeki acıyı ve umutsuzluğu okuyan Mehmet Hoca, yavaşça yanına yaklaştı. "Sigara içme, sağlığa zararlı," dedi Hoca, yumuşak bir sesle. Ahmet, başını kaldırmadan, "İçicem," dedi. "Zaten ölücem. Çok hastalığım var. Doktorlar ameliyat etmiyo. Ameliyatı kaldıramazsın, dediler." Mehmet Hoca, Ahmet’in bu çaresizliğine bir ışık aradı. "Hastalık herkes için var, Ahmet," dedi sakin bir sesle. "Ama hastalığa sabredersen, Allah büyük mükafat verir. Sabır önemli." Ahmet, bu sözlerin içinde bir an huzur buldu. "Sağol, moral v...

Kırıklar ve Sırlar

Resim
“Kırıklar ve Sırlar” Yağmur, yolu kayganlaştırmıştı. Aylin, direksiyonun hâkimiyetini kaybedip bariyerlere çarptığında, her şey bir anda olmuştu. Bacağına saplanan acı o kadar güçlüydü ki gözünün önüne bir perde çekilmişti. Sol gözü görmez olmuş, dizindeki kemikler paramparça kırılmıştı. Ambulansla hastaneye kaldırıldığında içinde tarifsiz bir korku vardı. Acilde gözlerini araladığında, bir adamın bulanık siluetini fark etti. Onu net göremese de sesindeki sıcaklık hemen dikkatini çekti. “Merhaba, Aylin. Ben Doktor Baran,” dedi adam, yumuşak bir sesle. “Merak etme, seninle ilgileneceğim.” Ancak Baran, o anı yaşarken içini garip bir his kaplamıştı. Aylin’in yüzü, yıllar önce kaybettiği sevgilisi Zeynep’e o kadar benziyordu ki... Bir anlığına geçmişin gölgesine takıldı ama kendine hemen geldi. Önündeki hasta, Zeynep değil Aylin’di ve ona yardım etmek zorundaydı. --- Aylin’in dizindeki kırıklar ameliyat gerektiriyordu. Ancak ameliyat edilirse bacağı on santimetre kısalacaktı. B...

Victor Hugo, Sefiller

Resim
1977 basım 176 sayfalık Victor Hugo- Sefiller kitabını buldum.Hikayenin büyük kısmı gerçek (miş),  adalet, siyaset, ahlak felsefesini konu alıyor(muş). Ailesine ekmek götürmek için ekmek çalan Jean'nın hikayesiy(miş) . Bana göre Jean kurgusal bir karakter...- Yani hırsızlık mı yapılır,!!!???-Ve iyi bir kitap değil. Beş para etmez ve okuma kitlesi olarak 10-12 yaş gösteriliyor

felaket sonrası dünya

Resim
Bu sahne güçlü, çok katmanlı bir anlatıya işaret ediyor. Uzaydan gelen insansı yaratıkların varlığı ve çölün ortasında bir mabedi andıran mekânda toplanan insanların dua eder gibi oturması, temelde birçok metaforik ve felsefi yoruma kapı açar. İşte olası temalar ve bu sahneyi derinleştirmek için birkaç fikir: 1. İnsanın Anlam Arayışı ve Varoluşsal Kriz Felaket sonrası dünya, insanlığın kendi hatalarının sonucunda medeniyetin çöküşünü temsil edebilir. Yüzleri kararmış, elleri göğe açık insanlar, çaresizlik içinde umut veya kurtuluş arayan insanlığı simgeler. Bu sahne, insanlığın bilinmeze karşı boyun eğişini de temsil ediyor olabilir. Uzaydan gelen varlıklar, insanın karşısında anlamlandıramadığı kozmik güçleri ya da varoluşun gizemini sembolize eder. Dua eder gibi oturmuş insanların hâlâ gökyüzüne bakması, inanç veya umudun bir kalıntısı olarak yorumlanabilir. Belki de artık ilahi bir cevap beklemiyorlar ama yine de ritüelin kendisiyle teselli buluyorlar. 2. Kurtuluş mu, Te...