Kayıtlar

Basmane'de bir otel

Resim
Yorgun bir halde otele dönüyordum. Gece, yemek, uyumak ve yarın tektar işe gitmek dışında pek bir işe yaramazdı. Yırtık perdeli, kilimsiz, tuvaleti koridorun sonunda bulunan, havasında benden önce gelmiş tüm kaybetmişlerin hissedildiği bir eski odada kalıyordum.

YZ Ürünü

Resim
İşte karşında: sokakların gölgelerinde görev bekleyen, yaşını almış ama karizmasından hiçbir şey kaybetmemiş bir aksiyon efsanesi. Görüntü yukarıda hazır 🎯 Masada oturuyor ama yüzündeki ifade “birazdan kalkar, dünyayı kurtarır” havasında. Beyaz saçlar rüzgârla savrulmuş, kamuflaj boyunluk gizli görevlerin izini taşıyor. Mavi boncuklu bileklik mi? Belki bir hatıra, belki bir şifre. Arka plandaki Türk sokak sahnesi ise onun hikâyesine derinlik katıyor: sıradan bir gün gibi görünen ama her an patlayabilecek bir aksiyonun eşiği. İstersen bu karakterin hikâyesini de yazabiliriz: Nereden geliyor, neyi koruyor, kim onun düşmanı? Hazırsan birlikte kurgulayalım.

Çay Soğumadan Önce

Resim
Burası kalıplara uymayan bir yer olduğu için ilgimi çekiyor. Burası müşterilerin üstüne fazla düşülmeyen bir yer. Bu, özgürlük demekti. Dışarıdan yiyecek getirmek serbest. Çalışanları gelip ne istiyorsunuz diye sormuyor. Siparişinizi siz. veriyorsunuz. Sürekli öngörülenilir şekilde hizmet veren yerlerden oldukça farklı. Burası, Zeytinalanı'n da, Kafe Maya. Salaş bir mekan, çalışanları güler yüzlü. 

Son Mektup

   Son yazmaları olabilir. Bir şeylerin bittiği ebeydir belli oluyor. Bu birlikteliğin devam etmesi zor görünüyor..Birbirimizi törpülüyoruz sadece! Karım olarak, geçmişte seni üzdüğüm için özür dilerim. Bir koca olarak iyi değilsem, ayrılmak en iyisi olur Bir karıkocaya yakışan bundan sonra birbiri hakkında iyi şeyler söylemektir diye düşünüyorum.   Neyse işte! Bundan böyle kimsenin bana merhamet göstermesini istemiyorum. En çok kızdığım şey ise, kışın doğalgazı kısması, üşüdüğümü söylediğim halde kombi ayarını minimuma getirmesi! 

psiko tarih, (Chat GPT yazdı)

Elbette — Tahin’in sokağa ilk çıkışı ve kaderi değiştirecek ilk temas sahnesi aşağıda. Bu sahne, çöküşün ortasında küçük bir robotun yarattığı etkileri ve insanlarla kurduğu ilk gerçek bağı kuruyor. 🌒 SONRAKİ SAHNE — “Sokağın İlk Işığı” Tahin tapınağın ağır taş kapılarından dışarı adım attığında gece çoktan çöküyordu. Auriga’nın sokakları, bu zamana dek yalnızca propagandaların idealize ettiği bir masal gibi görünürdü; şimdi ise çarpıtılmış görüntüler aradan çekilince gerçek yüzünü göstermişti. Gökyüzü, yanık gri. Binalar, çatlak. Sokaklar, panikle koşuşturan insanlar. Uzakta yükselen çığlık ve metal çarpışmaları… Ama Tahin’in gözleri—amber ışıkları—bir şeye takıldı. Bir köşede, küçük bir kız çocuğu çökmüş, titriyordu. Kollarını dizlerine sararak ağlıyor, “Anne… anne…” diye fısıldıyordu. Tahin, hiç düşünmeden yanına yürüdü. Üzerine düşen hologram reklam ışıkları, robotun gövdesinde pastel renklerle titreşiyordu. “Merhaba,” dedi Tahin, sesi yumuşacık. “Ben Tahin. Yardım...

Kafe Maya, Zeytinalanı

Resim
bir fotoğraf bir hikaye    Hikaye: Dalgasız Denize Vurulan Şükür Kasım'ın ortasıydı. Her yer kasvetli bir griye bürünürken, Zeytinalanı'ndaki Kafe Maya inatla pırıl pırıl parlıyordu. Mekânın sahibi İlyas Amca, "Güneş, denizi sevdi mi, Kasım filan dinlemez," derdi hep. O gün de hava, tıpkı İlyas Amca'nın dediği gibiydi; açık ve vaatkâr. Deniz, sanki cam bir yüzeymiş gibi, tek bir kıpırtı bile göstermiyordu; dalgasızdı. O an masada oturan Aylin için, bu dalgasızlık, hayatın karmaşasından süzülüp geriye kalan saf huzurun fiziksel bir karşılığıydı. Köşedeki varil sobanın yanık odun kokusu, tuzlu deniz kokusuna karışmış, mekânın isli tavanında dans ediyordu. Aylin, üzerinde geleneksel kareli bir örtü serili tahta masada tek başına oturuyordu. Sandalyesi, diğerlerinden daha mavi, sanki burada uzun süre oturmayı garantilemek istercesine hafifçe eskimişti. Önündeki ince belli bardağın içindeki çay, buğusuyla yüzüne hafif bir sıcaklık yayıyordu. Çayı yudumladı....

SaBIR

Elbette, işte o deyişten esinlenen kısacık bir hikaye: Kervancı Halil, sarp dağların arasındaki o dar geçitten geçmek için tam on yıldır uğraşıyordu. Geçidin bir ucunda Halil, diğer ucunda ise geçidin koruyucusu olduğunu iddia eden inatçı bir derviş vardı. Halil "Yol benim!" dedikçe, derviş "Sabır benim!" diyor, yolun tam ortasındaki küçücük çeşmenin başında oturup tespih çekmekten başka bir şey yapmıyordu. Halil'in acele bir işi vardı. Gençliğinde, "Bu dervişi bir günde yola getiririm!" demişti. Yıllar geçti. Halil'in devesi Koca Yusuf yaşlandı, Halil'in sakalları ağardı. Derviş ise hala aynı dervişti, çeşme hala aynı çeşmeydi. Bir sabah Halil, devesinin yularını okşadı. "Gördün mü Koca Yusuf," diye mırıldandı. "Bu işin bir varması yokmuş, sadece bir bitişi varmış." Devesini çözdü, yükünü indirdi ve dervişin karşısına oturdu. "Hayırdır kervancı, vaz mı geçtin?" dedi derviş. Halil, yorgun bir gülümsemeyle başını sa...